Pertre
Kağıt Üzerine Markör (Dijital Renklendirme)
Emeksensin.com
Kurucusu Can Altıneller‘in sözleriyle; ”Emeksensin kendi ürettiğiniz eserleri satabileceğiniz bir yaratıcı üretim platformudur. Emeksensin, tükettiklerinden daha fazla üretenlerin sitesidir.”
Geçtiğimiz yıldan beri altyapı çalışmalarını sürdüren Emeksensin.com, artık sanatçıların ve sanatseverlerin katılımına açık. Sitede şimdiden yüzlerce eser listelenmiş durumda. Yakın gelecekte satışlara başlayacak site, satılan eserlerden ek komisyon almıyor. Temiz tasarımı, bir Google sitesi kadar hızlı çalışan kod tabanıyla Emeksensin.com, Türkiye çıkışlı websiteleri arasında örnek gösterilecek kadar iyi tasarlanmış ve uygulanmış bir proje.
Yakın gelecekte satış kısmının da hizmete girmesiyle içerideki hareketin artacağını belirterek, eserlerini zahmetsizce internet üzerinden satmak isteyen tüm sanatçıları Emeksensin.com‘a davet ediyoruz.
:
Doog, ikinci performansını Peyote Zemin Kat konseriyle gerçekleştiriyor. Özgür Özer, Erkin Gören ve Umut Çetin tarafından kurulan grup, ses üzerine deneysel ve büyük oranda doğaçlama çalışmalarıyla 21 Ocak Perşembe günü saat 22:00‘de Peyote‘de. Ayrıca bu performansa doğaçlama görselleriyle Cem Yardımcı da katılacak.
![]()
:
İstanbul bağımsız müzik sahnesinin önemli topluluklarından Kupka, Arkaoda’da. 1998 yılından bu yana birlikte müzik yapan Berkan Tunçludemir ile Erkin Gören, Karate, Pinback, Sea and Cake gibi etkileşimlerle başladıkları üretimlerini geçen 10 yıl içerisinde bambaşka uçlara taşıdılar. Uzun bir zamandan sonra tekrar ikili olarak geri dönen Kupka’nın tınılarında ne gibi değişiklikler olacağını görmek isteyenler için tarih 24 Ocak Pazar. (Saat : 21:00)
Doog
“Kışın ortasında oraya doğru yürüdük. Karın ağrısı; uyutmadı. Aşk acısı; uyutmadı. Ha, çalarken uykuya dalabiliriz ve buna herkes şahit olabilir.”
Doog
http://www.myspace.com/doogbandAçık Çağrı : Sanat Piyangosu
Gördüğüm garip bir şey var. Geçtiğimiz iki senede sayısı yüze katlanan, internet üzerinden açık çağrı ile yapılan şu yarışmalar. Bir başlıkla özetini geçeyim.
Open Call For Artists!
The world’s leading galleries nominate new artists.
Don’t miss the chance to put your work in front of the world’s most prestigious galleries, curators, publishers and art dealers at this first-of-its-kind international art show. http://www.canvasawards.com/
Öncelikle dünyanın ileri gelen galerilerine bir, sana iki. Ve ayrıca ”Benim daha iyi olduğuma nasıl karar veriyorsun?” tarzında soruları yarışma mantığı kapsamında esgeçmek gerekiyor, tamam. Apayrı bir konudur zaten bu. Ama resim yarışmalarının asıl amacının ne olması gerektiğini düşündüğümde aklıma ilk gelen şu; sanatçıya destektir, motivasyondur. Ne kazanan dünyanın en büyük sanatçısıdır (En büyük sanatçı her zaman Bono’dur.), ne de kaybeden yeteneksizdir. Jürinin görüşüne göre birileri derece alır ve mükafatlandırılır. Buraya kadar bir sorun yok.
Benim aklıma takılan şey ise şu; bu yarışmalarda Application Fee, Processing Fee adı altında alınmak istenen 30, 40 euroluk/poundluk/dolarlık katılım ücretleri. Neyin masrafıdır bu arkadaş? Yarışmaların çoğu ”Şu formu doldurup eserinizi bize epostayla göndermeniz yeterli, herkes katılabilir.” diyor. Hem de herkes! Eserin eposta kutusunda kapladığı birkaç megabyte’ın bedeli midir bu ücret? Hayır. O ücretin ne olduğunu anlatayım.
O ücret satın aldığınız piyango biletinin ücretidir. O ücret ayrıca -özellikle- sizin için; bir üçüncü dünya ülkesi sanatçısı olarak asla eserlerinizin sergilenmeyeceği galerilere girebilme umudunuza biçilen fiyattır.
İlk zamanlar yurtdışına açılmak bağlamında harika fırsatlar olarak addettiğim bu yarışmaların nasıl da katlanarak türediğini gördükçe anladım ki; sanat yarışması sektörü denen bir alan var. Ve bu sektör kolay para kazanabileceği bir yol keşfetti. İddaa bayiinden alınacak bir kuponla bu açık çağrılara verilecek bilmemkaç dolar arasında herhangi bir fark olduğuna inanmıyorum. Şansınız aynı, izlenen yol da öyle. Sizde olmayan birşeyin vaadi karşılığında birilerine para vereceksiniz.
Piyangodan daha da berbat olan tarafı, paranın yanında bir de eserinizi vereceksiniz. Yarışmaların neredeyse hepsinde, gönderdiğiniz çalışmanın tüm yayın haklarını organizasyonla paylaşmış oluyorsunuz. Kazansanız da, kazanmasanız da. Binlerce insanın umut bağlayıp katıldığı bu yarışmalarda ödülü hak eden beş on kişiden biri olamazsanız verdiğiniz katılım ücreti ve hibe ettiğiniz eserinizin anısıyla beraber mutlu bir yaşam sizi bekliyor.
Moral bozmak istemiyorum ama sanatçıya destek olmak isteyen bir organizasyon lütfen önce kendi kıçını toparlasın. Ya da şunu delikanlı gibi söylesin, ”Benim organizasyonumun paraya ihtiyacı var, bu yarışmanın amaçları arasında organizasyonuma gelir elde etmek de vardır.”
Yine de bir bağlantı vereyim, onca lafa rağmen şansını denemek isteyen olur.
Şaka şaka, şu aslında asıl bağlantı.
Akbank Sanat Haritası Nedir?
Ne midir? Akbank’ın, bir sanatçı girişimi olan LiST adlı yayını satın alıp üzerine oturması sonucu ortaya çıkan şeydir. LiST‘in iki senedir çıkıyor olmasına rağmen bakın ne diyor Akbank Sanat:
”Akbank Sanat; Akbank Çağdaş Sanat Haritası ile İstanbul’un çağdaş ve güncel sergilerinin yer aldığı tüm sanat kurumlarının, müzelerinin ve galerilerinin sergi takviminin basılması ve internetten yayınlanması projesini hayata geçirerek bir ilki gerçekleştirdi.”
…
Devam edelim; Akbank’ın bu listenin kapağına koyduğu eşek kadar Akbank logosu adeta ”Sanat bizim işimiz.” kıvamında bir söylem taşıyor. Ve bu logo benim aklıma ”Bir bankanın sanatla işi nedir?”, ”Orada döndürdüğü ve vergilerden muaf olarak işlediği paranın ne kadarını sanatçı için harcar?” gibi soruları getiriyor. (Bankaların ve büyük organizasyon şirketlerinin düzenlediği sanat etkinlikleri kapsamında sanatçılara düşen hiç miktardaki ödenekler ilginizi çeker mi?)
Cevabı bilmediğimden değil, kısaca şunu söylemeye çalışıyorum; Açgözlü olmayı bir an için bırakın. Önünüze geleni silip süpürmek yerine, doğmaya çalışan güzelliklere destek verin. Verin ki; en azından insan eti yediğinde gücünün kendisine transfer olacağına inanan yamyamdan bir farkınız varmış gibi görünün. Aksi halde dünyayı yeseniz doymazsınız zaten.
Kişisel girişimleri kurumlar satın aldığında, bireysel ilişkiler ortadan kalkar ve orada hızla otomatize bir yapı oluşmaya başlar. Doğrudan ilişkilerin getirdiği tesadüfi gelişmeler, yerini -periyodik olarak tekrar eden- bir kısır döngüye bırakır.
Şu da işin ayrı bir boyutu : kurumlarda herşey, herkes temsilidir demek mümkün. Herhangi bir mevzu için muhatap olduğunuz kişi, o işi para karşılığı yapmakta olan bir temsilcidir sadece. Bu temsilci size yardımcı olabilir, fakat gerçekten ters giden birşey olduğunda sonu gelmeyen bir aktarım zincirine maruz kalırsınız. Çünkü konuyla ilgili tüm ayrıntıları haiz olan biri aslında yoktur. Bilgi ve tecrübe birbirinden haberi olmayan çok sayıda temsilciye dağıtılmıştır.
Bu bağlamda Akbank Sanat Haritası’nın, bir sanatçı grubu olan Atıl Kunst‘tan, olmayan mekanlarındaki etkinliklerin listesini istemesine şaşırmamak lazım.
Ha bir de şu olay var, Milk‘ten Can Başyiğit anlattı. Ben de masal gibi özetleyeyim.
Birgün Akbank Sanat Haritası‘nı koymaları için galerilere PVCden mamul bir kırtasiye kutusu verilir. Galeri Milk‘teki sayılar tükenince, boş durmasın diye bu kabın içine LiST‘in eski sayılarını koyarlar. Çok geçmeden Akbank Sanat Haritası adına Milk‘i kontrole gelen (Hahaha) hanımefendi alelacele plastik kabı boşaltıp tozunu alır, bir yandan da şöyle laflar eder; ”Bakın dikkat edin, bizden birileri her an gelebilir. Bunu böyle görmesinler.” Outlet‘e de uğramış bu Akbank Sanat Haritası kontrolörleri. Kurumunu canı gibi seven bu müfettişlere ayrıca alkış isteriz.
Neyse, bilginin ve tecrübenin temsilcilere dağılmasından, belli bir süreden sonra bütüne hakim bir insanın kalmayışından kaynaklanan sorunlardan bahsediyordum. Bu durumun karışıklık yaratmaması için kurumlar, kayıt sistemiyle çalışırlar. Geliri, gideri, gireni, çıkanı, geleni ve gideni kayıt altına alırlar. Kaydınız yok mu? Siz de yoksunuz. Kaydolmak istemiyorsanız ya da kaydolmak için lazım gelen prosedüre gücünüz yetmiyorsa, onların nezdinde varolamazsınız. Kurum, kurum olmayanı kurumlaşmaya zorlar.
Bunca eleştiriyi salt kurumlar için getirmek komik tabi, halihazırdaki dünya böyle işliyorsa iş yapmanın başka bir yöntemi kalmadıysa kurumlar ne yapsın? Gerçek şeytanın asla tespit edilemediği, herkesin bu şeytanlığı paylaştığı bu güzel sistemin adı nedir acaba?
Eski PiST /// LiST için : http://www.istanbulartlist.net










