Evimizin hayli geniş bir bahçesi var. Ağaçlar pek çeşitli değiller, fakat dallarının rastgele bir düzenle, iç içe geçerek yarattığı kaotik ve aksi gibi yeşil görüntü, insanda sanki manzaranın her metrekaresine, farklı memleketlerden koparılıp getirilmiş orman parçaları yerleştirmişiz izlenimi bırakıyor. Ağaçlar birbirlerine sarılırken öyle ağır davranıyorlar, gelen misafiri öyle güzel niyetlerle kabul ediyorlar ki; henüz anlıyorum; hiç birimizin şahit olamayacağı bir ânı tüm ömürlerine yayıyorlar. Bu aceleci, bu panikli halimizle, bu her an, daha çok ânı tüketmek için çabalayan beynimizle, onların, aslında görüntüsünü dahi yakalayamadığımız yaşayışlarına ne kadar uzağız. Toprağın üzerinde alabildiğine hareketsiz dikiliyorlar, yeryüzünün ve gökyüzünün her kıvrımına, henüz başlamamış bir düşünüşün sakinliğiyle saygı duyarak; eğiliyor, bükülüyor, ömürlerini dokunulmamış doğayı oluşturarak geçiriyorlar. Akıllı yaratıklar olmadıklarını düşünülebilir ancak ben de benzer bir cehaletle, sükûtun onlara, yaratılış esnasında verilen bir hediye olduğunu, bunun bilincin olmasa da bir bilginin eseri olduğunu düşünebilirim. Evimizin bahçesi, kafamıza takılan her şeyden habersiz bir sürü ağaçla ve aralarında kalan minik boşluklarla dolu. Ne güzel.




