<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erkin Gören &#187; Articles (Turkish)</title>
	<atom:link href="http://www.erkingoren.com/go/yazi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erkingoren.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Jan 2012 17:59:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>(Türkçe) DIKŞ</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/diks/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/diks/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2011 18:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkingoren.com/?p=6021</guid>
		<description><![CDATA[Bir barikatın arkasına mevzilenmiş, takım kaptanımın hareket işareti vermesini bekliyorum. Birazdan elimdeki ağır makineli silahla onlarca insanı öldüreceğim. Hem de birkaç dakika içerisinde. Yarım saat sonra Vietnam&#8217;a gidip orada da biraz çekik gözlü öldüreceğim. Okuyanı şok etmek için İbrahim Sadri hassasiyetinde içselleştirmeli bir girizgah yapmayı denedim. Olmadı. Planlı programlı hareketler yaptığım zamanlarda vuku bulan anlam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir barikatın arkasına mevzilenmiş, takım kaptanımın hareket işareti vermesini bekliyorum. Birazdan elimdeki ağır makineli silahla onlarca insanı öldüreceğim. Hem de birkaç dakika içerisinde. Yarım saat sonra Vietnam&#8217;a gidip orada da biraz çekik gözlü öldüreceğim.</p>
<p>Okuyanı şok etmek için İbrahim Sadri hassasiyetinde içselleştirmeli bir girizgah yapmayı denedim. Olmadı. Planlı programlı hareketler yaptığım zamanlarda vuku bulan anlam yitimi yüzünden hemen kendi içime sünüyorum, olaydan vazgeçiyorum, davayı bırakıyorum, ölmek istiyorum. Her şeyin periyodik olarak anlamını yitire-durduğu bir beynin içinde, yaşam mücadelesi veren bir mahluk olduğum için, bir şeyler üretebilmemi ancak dışavurumun o ilk an heyecanları sağlayabiliyor. Bir sonraki adımda ne yapacağımı biliyorsam, yaptığım şeyden zevk alamıyorum. Dolayısıyla yapılacaklar listesi kavramına dayanamıyorum, içim bulanıyor. Mutant mıyım? Uzaylı mıyım? Değilim.</p>
<p><span id="more-6021"></span></p>
<p>Başlangıçta anlatmaya çalıştığım mevzuyu ise mecaza başvurmadan, sofistike kafalara girmeden mal gibi anlatmaya karar verdim. Çünkü zaten hepimiz için gün gibi ortada olan ve düzeltmek için ele gelir bir şey yapmadığımız sorunlara işaret edecektim. Şahsen benim elimden bir şey gelmiyor, çünkü varlığım izole bir birey olma yanılgısı içine hapsoldu. Kendimi odalara kapatmak, duyduğumu, gördüğümü, kurduğum iletişimi sürekli kontrolümde tutmak istiyorum. Bu durum, penceresiz odada da, uçsuz bucaksız ovalarda da aynı olacak şu kafayla. Bu birey halüsinasyonu söylemi cepte di mi? Hani şehir insanı, yalnız, şu bu. Ok. Konusunu açmışken hemen toparlayayım.</p>
<p>Birey halüsü ile çakışıp duran en birinci, en süper konsept doğa konsepti. &#8221;Yani abi zaten insanın doğasında yok ki.&#8221; tarzında konuşursak; toplumlar, kitleler, kabileler, klanlar, klüpler, kooperatifler, holdingler&#8230; Bu örnekler tarihin her döneminden toplu hareket için organize olmuş yapılar. Çoğunluk olmanın güzelliği, avantajları saymakla bitmiyor sözde. Fakat her ne hikmetse; nüfusun artışıyla çoğunlukların sözünün ve gücünün artması gerekirken; kitleler ezik, beceriksiz, isteksiz bireylerden oluşan yığınlara dönüşüyor. Nüfus artışı derken :</p>
<p>1960&#8242;ta 3 milyar civarında olan dünya nüfusu bugün kaç acaba? 2011 yılı itibariyle dünyada yaklaşık 7 milyar insan yaşıyor. Bu istatistiğin oran orantı hesabıyla çalışmadığı aşikar, ama 50 yılda dünya nüfusu ikiye katlandı. Bu kaç puan?</p>
<p>Yazının temel konusuna halen ulaşamamakla beraber, açılan alt segmentin üzerine gidiyorum. Önceki paragrafın özeti; kalabalıkta yalnız olmak ve bazı üzücü şeyler.</p>
<p>Hem kendimi bir şey sanıyorum, hem de gigantik kalabalığın içinde sesimin duyulması imkansız. Küresel veri dağıtımının ulaşmadığı sakin yerlerde bu sıkıntı muhtemelen yoktur ama İstanbul gibi 7 milyarın nefesini sürekli ensende hissettiğin kentlerde tüm yaşamsal sorumluluklar, ahlaki seçimler ister istemez bu realiteye binayen yapılanıyor. Tıpkı &#8221;Big Brother&#8217;s Watching You&#8221; sanrısında olduğu gibi, içinde aktif bir değer taşımadığın halde dünyanın geri kalanından sorumlu olduğunu hissediyorsun. Her şeyden, tüm felaketlerden, savaşlardan, katliamlardan, baskılardan haberdar olmana rağmen, yan sokakta dayak yiyen birini görünce yolunu değiştiriyorsun. Ancak SMS atıp mağdurlara yardım edersin sen, cibilliyetini sileyim senin. (Birden şarkıcı Doğuş gibi olmak.)</p>
<p>İnsanla tek yönlü iletişim kuran görsel kaynaklara, gazetelere, televizyon kanallarına şöyle bir bakın. Ölüm, hastalık, cinayet, haksızlık, baskı, cinnet dışında ne görüyorsunuz?</p>
<p>Uf..</p>
<p>Sinirli solcuya dönüşmeden kessem iyi olacak galiba. Rasyonel düşünce çok büyük batak kardeşim. Allahlar gibi analiz yapıp, tüm detaylarıyla mevzuyu deşiyorsun. Ama aklı olan bilir ki; analizden sadece analitik sonuç çıkar. Analitik sonuç da ancak analitik çözümün işlediği yerde fayda eder.</p>
<p>Bakınca bütün kapitalist kurumlarda da aynı yapının işlediğini görebilirsiniz. Sizin de bu kafada bir yerde çalışıyor olmanız çok yüksek ihtimal. Başka türlü bir çalışma modeli zaten bu temel üzerine kurulamıyor, hemen çözünüyor. İşin doğrusu, hiyerarşi üçgeninin en tepesinde olmadığım için yazıyorum bu yazıyı. Yoksa işim olmazdı, keyfime bakardım. Ama üçgenin farkındayım, üçgenin altındayım.</p>
<p>Ya da üstündeyim, ayak yapıyorum.</p>
<p>(DIKŞ!)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/diks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Conceptual Art Recipes for Beginners</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 02:07:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>
		<category><![CDATA[ahlaksız siyasetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[akbank sanat haritası]]></category>
		<category><![CDATA[altmetin yazmak]]></category>
		<category><![CDATA[Contemporary Art]]></category>
		<category><![CDATA[Contemporary Art Recipes for Beginners]]></category>
		<category><![CDATA[darbe edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe sömürüsü]]></category>
		<category><![CDATA[demirel şapkası]]></category>
		<category><![CDATA[ecevit şapkası]]></category>
		<category><![CDATA[erkin gören]]></category>
		<category><![CDATA[güncel sanat]]></category>
		<category><![CDATA[güncel sanatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[herkes için sanat]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı resim yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kavramsal Sanat Tarifleri]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal sanatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal türk sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[kenan evren]]></category>
		<category><![CDATA[kolay resim]]></category>
		<category><![CDATA[kolay resim dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[kolay sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kötü siyasetçiler]]></category>
		<category><![CDATA[kütüklü]]></category>
		<category><![CDATA[olacak o kadar]]></category>
		<category><![CDATA[sanat metni nasıl yazılır]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarifi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarigi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal metin]]></category>
		<category><![CDATA[şematik anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[türk askeri darbeleri]]></category>
		<category><![CDATA[türk darbeleri]]></category>
		<category><![CDATA[türk kavramsal sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Başlayanlar İçin]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Başlayanlar İçin Sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkingoren.com/?p=5147</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/01.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='01' title="01"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/01-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="01" title="01" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/02.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='02' title="02"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/02-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="02" title="02" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/03.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='03' title="03"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/03-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="03" title="03" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/04.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='04' title="04"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/04-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="04" title="04" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/05.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='05' title="05"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/05-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="05" title="05" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/06.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='06' title="06"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/06-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="06" title="06" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/07.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='07' title="07"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/07-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="07" title="07" /></a>
<a href='http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/08.jpg' rel='shadowbox[sbalbum-5147];player=img;' title='08' title="08"><img width="125" height="125" src="http://www.erkingoren.com/wp-content/uploads/2010/06/08-125x125.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="08" title="08" /></a>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/yeni-baslayanlar-icin-kavramsal-sanat-tarifleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Pozitif Şakşakçılık</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/pozitifsaksakcilik/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/pozitifsaksakcilik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 10:47:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>
		<category><![CDATA[aç]]></category>
		<category><![CDATA[açık dergi]]></category>
		<category><![CDATA[açık gaste]]></category>
		<category><![CDATA[açık radyo]]></category>
		<category><![CDATA[anarko]]></category>
		<category><![CDATA[anarşist]]></category>
		<category><![CDATA[bas]]></category>
		<category><![CDATA[bobiler]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Extramücadele]]></category>
		<category><![CDATA[fakir]]></category>
		<category><![CDATA[futuristika]]></category>
		<category><![CDATA[güncel sanat]]></category>
		<category><![CDATA[hafriyat]]></category>
		<category><![CDATA[hakan orman]]></category>
		<category><![CDATA[içmihrak]]></category>
		<category><![CDATA[karaköy]]></category>
		<category><![CDATA[monteyn]]></category>
		<category><![CDATA[ömer madra]]></category>
		<category><![CDATA[parasız]]></category>
		<category><![CDATA[peyote]]></category>
		<category><![CDATA[pist]]></category>
		<category><![CDATA[pist list]]></category>
		<category><![CDATA[şakşakçı]]></category>
		<category><![CDATA[şakşakçılık]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı inisiyatifleri]]></category>
		<category><![CDATA[solcu]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkingoren.com/?p=3822</guid>
		<description><![CDATA[Yaşadığımız mecra, kof ve üstünkörü yapılmış yavan işlerle tıka basa dolu olsa da, ne mutlu; hakkı verilerek gerçekleştirilen birçok girişim de mevcut.  Bunlardan kendi küçük çevremizde bazıları bilinen ve bazıları pek bilinmeyen birkaç örneği kendimce tekrar duyurmak istiyorum. Bu ilk postada özellikle gelir kaygısı gütmeyen oluşumlara yer vermek istedim. Gözden kaçanlar illa ki olacaktır, olsun.. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız mecra, kof ve üstünkörü yapılmış yavan işlerle tıka basa dolu olsa da, ne mutlu; hakkı verilerek gerçekleştirilen birçok girişim de mevcut.  Bunlardan kendi küçük çevremizde bazıları bilinen ve bazıları pek bilinmeyen birkaç örneği kendimce tekrar duyurmak istiyorum. Bu ilk postada özellikle gelir kaygısı gütmeyen oluşumlara yer vermek istedim. Gözden kaçanlar illa ki olacaktır, olsun..</p>
<h4>HAFRİYAT</h4>
<p>Hafriyat, Mtaar&#8217;ı kurarken bize en güzel ilham kaynağı olmuştu. 1996 yılından beri bir arada olmayı başarabilmiş bu bağımsız sanat grubu bize ve bir çok genç sanatçıya yalnız olmadığını hissettirmiş hatta eserlerini sergileme fırsatı tanımıştır. Birlikte hareket etmeye çalışıp bunu başarmakta zorlanan yerel sanatçıların, Hafriyat&#8217;ın yapısal niteliklerini mutlaka incelemesi gerekir. Beraber olmanın hem bölgesel karakteristikler, hem de çevresel koşullar itibariyle ileri derecede meşakatli olduğu bu memlekette öyle ya da böyle varlığını sürdürmekte olan Hafriyat&#8217;a alkışlar!</p>
<p><a href=" http://www.hafriyatkarakoy.com/hafriyat/hafriyat-grubu-hakkinda/" target="_blank"> http://www.hafriyatkarakoy.com/hafriyat/hafriyat-grubu-hakkinda</a></p>
<h4>PİST</h4>
<p>Pist Disiplinlerarası Proje Alanı, Didem Özbek ve Osman Bozkurt tarafından hayata geçirilmiş bir sanatçı girişimi. Yerel ve uluslararası projeleri ile örnek teşkil eden bu oluşum katılımcı kurumların desteğiyle ve büyük oranda kendi imkanlarını kullanarak  İstanbul&#8217;un en kapsamlı sanat haritasını yani List&#8217;i yarattı. Özenle çalışan, durduğu yeri projeleriyle tanımlayan çok mühim bir yapı olarak alkışlar Pist&#8217;e gidiyor!</p>
<p><a href="http://pist-org.blogspot.com/" target="_blank">http://pist-org.blogspot.com</a></p>
<h4>BAS</h4>
<p>Banu Cennetoğlu&#8217;nun projesi 2006 yılından beri faaliyet gösteriyor. Burada bahsi geçen bütün girişimler gibi BAS&#8217;ın da gelir amacı gütmeyen bir yapısı var. Memlekette tek tük kendini gösteren sanatçı kitabı kavramına destek vererek kendi bünyesinde önemli bir arşiv yaratan BAS, varlığıyla huzur veriyor.Bir kütüphanedeymiş gibi sessizce alkışlıyoruz.</p>
<p><a href="http://www.b-a-s.info/" target="_blank">http://www.b-a-s.info</a></p>
<h4>İÇ MİHRAK</h4>
<p>İnternet üzerinden yayılan bir anarko ses olarak bilen biliyor İç-mihrak&#8217;ı. Uzun metinlerle değil, grafik dilin kafasıyla oynayarak yapıyorlar yapacaklarını. Gizliler, saklılar ve birgün yakalanırsak tanımıyoruz. Alkışlıyoruz.</p>
<p><a href="http://icmihrak.blogspot.com/" target="_blank">http://icmihrak.blogspot.com</a></p>
<h4>EXTRAMÜCADELE</h4>
<p>Taraf gibi görünen oluşumların yaratmaya çalıştığı kafa karışıklığı dümenine aymış bir başka girişim de Extramücadele. İki dilde yayın yapan sitelerinde tabudeviren, sade ama sağlam tokatlar sizi bekler. Tokatlayarak alkışlatıyorlar kendilerini diyeyim.</p>
<p><a href="http://www.extramucadele.com/" target="_blank">http://www.extramucadele.com</a></p>
<h4>BOBİLER</h4>
<p>Bobiler, ağzına tıkılmaya çalışan &#8220;değerler&#8221; lokmasını ısrarla yanağında biriktiren bir grup gencin yarattığı nisbeten yeni bir alan. Harıl harıl basıyorlar, alkışlanıyorlar.</p>
<p><a href="http://www.bobiler.org" target="_blank">http://www.bobiler.org</a></p>
<h4>FUTURİSTİKA</h4>
<p>Kes yapıştır değil, orijinal içerik yaratan, okunmak dışında bir beklentisi olmayan istikrarlı bir çevrimiçi dergi. İpek ve Barış Yarsel ile beraber 18 yazarın, çizerin bir araya gelerek ürettikleri bu yayın, özellikle öyle herkesin duymadığı olaylara eğiliyor, sizi birçok şeyden erken erken haberdar edebiliyor. Futuristika&#8217;ya alkış!</p>
<p><a href="http://www.futuristika.org" target="_blank">http://www.futuristika.org</a></p>
<h4><strong>AÇIK RADYO</strong></h4>
<p>Yaklaşık 15 yıldır İstanbul ve çevresine yayın yapan Açık Radyo, kendi sesime benzer sesler duyabildiğim tek yayın organı. Bu kapsama televizyonlar da dahil elbette. Bünyesinde sayısız gönüllü programcı bulunan Açık Radyo, dinleyicilerinden aldığı maddi ve manevi destekle güçlenerek yayınına devam ediyor. Hep alkışlıyoruz, bir de buradan alkışlayalım.</p>
<p><a href="http://www.acikradyo.com.tr/" target="_blank">http://www.acikradyo.com.tr</a></p>
<h4><strong>PEYOTE</strong></h4>
<p>Kupka&#8217;yla ilk konserlerimizden birini 98 yılında Peyote&#8217;de vermiştik. O zamanlar bizim hikayemiz bambaşka, Peyote ekürisinin hikayesi bambaşka görünüyordu bana. Yıllar sonra geldiğim noktada, benzer şeyler için benzer kafalarda mücadele içerisinde olduğumuzu görmek beni mutlu ediyor. Yerel müzik gruplarına müziklerini dinleyiciyle paylaşabilecekleri bir konser alanı sağlayarak buradaki müziğe belki önümüzdeki zamanlarda kıymeti daha iyi anlaşılacak katkılarda bulunan Peyote&#8217;ye alkışlar!</p>
<p><a href="http://www.peyote.com.tr" target="_blank">http://www.</a><strong><a href="http://www.peyote.com.tr" target="_blank">peyote</a></strong><a href="http://www.peyote.com.tr" target="_blank">.com.tr</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/pozitifsaksakcilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Seni Anlıyorum</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/senianliyorum/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/senianliyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 23:57:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>
		<category><![CDATA[bienal]]></category>
		<category><![CDATA[biennal]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[enstelasyon]]></category>
		<category><![CDATA[erkin gören]]></category>
		<category><![CDATA[galeri non]]></category>
		<category><![CDATA[galerist]]></category>
		<category><![CDATA[güncel sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kavramsal sanat]]></category>
		<category><![CDATA[kürt açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[mtaar]]></category>
		<category><![CDATA[outlet]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[video art]]></category>
		<category><![CDATA[x-ist]]></category>
		<category><![CDATA[yerleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erkingoren.com/?p=1593</guid>
		<description><![CDATA[Seni izliyorum. Tutar mı diye endişelisin. Ama rahatsın da, kimse görmez, kimse anlamaz, anlamazlarsa daha kıymetlisin gibi birşey zaten. Ne anladım biliyor musun eserinden. Turgut Özal&#8217;ı sevmiyorsun. Tombik tombik çizmişsin gerçi, sevilmeyecek bir tarafı da yok ona bakınca. Yine de sanatçılar Turgut Özal&#8217;ı sevmemelilerdir. Sevmemelidirler. Ve Kenan Evren de kötüdür. Bunu her fırsatta belirtmeli, beynimizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seni izliyorum. Tutar mı diye endişelisin. Ama rahatsın da, kimse görmez, kimse anlamaz, <strong>anlamazlarsa daha kıymetlisin</strong> gibi birşey zaten. Ne anladım biliyor musun eserinden. Turgut Özal&#8217;ı sevmiyorsun. Tombik tombik çizmişsin gerçi, sevilmeyecek bir tarafı da yok ona bakınca. Yine de sanatçılar Turgut Özal&#8217;ı sevmemelilerdir. Sevmemelidirler.</p>
<p>Ve Kenan Evren de kötüdür. Bunu her fırsatta belirtmeli, beynimizi bununla uyuşturmalıyız. İşi gücü bırakıp 20 yıl önce darbe yapmış patates kafaların portrelerini yapıp oraya buraya asmalıyız. Neden, bunu kimsenin bilmesine gerek yok. Sanatçının görevi toplumsal travmaları Nazo reklamı gibi ele alıp durmaktır. Başını belaya sokmayacak ölçüde isyankar, kendi küçük çevresinde başı dik yürümesine yetecek kadar olsa kafi işte.<br />
<span id="more-1593"></span><br />
Bu senin de suçun değil. Sen de kandırıldın, saptırıldın. Çarpıcı olmak sanıyorsun değil mi şu üç-beş senelik ömrünün emelini. Ya da her ne sanıyorsan, belli ki yine kolay yoldancısın. Annen, baban, deden ve külliyen tüm milletin gibi.</p>
<p>Onlar el birliğiyle çalışıp, tepkisini nasıl ifade edeceğini bilemeyen, küçük hesapçı, içten pazarlıklı, ezik bir üçüncü dünya ülke vatandaşı olarak yetiştirdiler seni. Eline cetvelle vurdular ve öğretmenler odasına sokmadılar. Askere gönderdiler, evlenip çocuk doğur dediler. Koşu bandında ter içinde, asla bunlardan uzaklaşamayarak kendini harcayıp durdun. Ben de senin gibiyim, iyi biliyorum.</p>
<p>Neyse işte, sonra sanat geldi. Belediyenin galerisinde natürmort ve memesi görünmeyen nü tablolardan oluşan serginle katılabilirsin ekibe. Ya da eğer daha küçük fakat daha janti bir zümreye dahil olmayı dilersen; <strong>bu yaptıklarını daha büyük yaparsın, bu resmin sarı renkli olanını, benim duvarıma uyanını da yaparsın.</strong> Yapmadın.</p>
<p>Sen bunların hiçbirini yapmayı seçmedin. Belki denedin de beceremedin orasını sen bilirsin.</p>
<p>Onun yerine, teknik becerilerine üvey evlat muamelesi yapıyor, kime ne faydası olduğunu bilmediğin flu mesajlar içeren eserlerinle karma sergilere katılıp duruyorsun şimdi. İçinde her trendin peşine koşan bir köpecik; yeri geliyor darbe karşıtı, yeri geliyor türban düşmanı, yeri geliyor azınlıkların savunucusu, bazen de feminist oluyorsun. <strong>Güncel sanat batağına hoşgeldin</strong><strong>.</strong></p>
<p>Tamam, sen de bizdensin. Rakı masasında dönen geyiklerimizin yerleştirmesini yapıp o galeriye koyduğun için tekrar teşekkürler. O geceden beri tek bir düşünce koymamışsın üzerine, iyi olmuş. Direkt masayı koysan da olurdu. Ha, bu yapılmıştı, olsun yine yaparsın. Hatta belki gönderme bile yaparsın. Bir mizah dergisinde yer almayı düşündün mü, işlerini göndermelisin mutlaka. Butik bir ajansta reklam yazarlığı da yapabilirsin. Aklında bulunsun diye söylüyorum, yoksa görüntüsünü dahi senin çekmediğin, montajını arkadaşlarına yaptırdığın video işlerini severek takip ediyorum.</p>
<p>Garip olan nedir biliyor musun? Bir iddian varmış gibi bir halin var hep. Gel gör ki; ne olduğunu bir türlü çözemedim. Devrimci olabilir misin acaba? Galeride en azından. Hmm. Galericiye el pençe divan, kolleksiyonerin bacaklarına sürtüne sürtüne&#8230; Yoksa köhne klasik sanatın kolonlarını kesmek isteyen yenilikçi biri misin?</p>
<p>1940.</p>
<p>Gerçekten 2009&#8242;da mısın sen? Ah, 2009&#8242;dasın ama nasıl olsa Türkiye&#8217;desin. Daha sabah olmadı, herkes mışıl mışıl.</p>
<p>Anlamadığım şu, bir çıkarın olmalı. Bu hiç bir şeye dokunmayan ama bir o kadar da keskin görünen işlerini tam olarak niçin yapıyor olabilirsin? Sevişmek mi isterdin? Bak bunu anlarım. Seni hala seviyorum, senden hala telefon bekliyorum. Bir sözüne bakar, inan hemen orada olacağım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/senianliyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Resim ve İllüstrasyon</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/resim-ve-illustrasyon/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/resim-ve-illustrasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2009 02:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon dersleri]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon nedir]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon resim farkı]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon sanat mıdır]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon sanatçıları]]></category>
		<category><![CDATA[illüstrasyon ve resim arasındaki farklar]]></category>
		<category><![CDATA[illüstratör]]></category>
		<category><![CDATA[illüstratör nedir]]></category>
		<category><![CDATA[illüstratör sanatçı mıdır]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[sanat mı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/100296986</guid>
		<description><![CDATA[Ölüm kalım meselesi değil, kader oyunu değil, kimsenin suçu değil ama bu iki birbirine yakın disiplin arasındaki farklara dair birkaç şey söylemek istiyorum. Son zamanlarda biz bize takıldığımız küçük topluluk içerisinde illüstrasyon kelimesine duyulan ilgi bir hayli arttı. İllüstrasyon dediğimiz, görsel stillerini ağırlıklı olarak resim akımlarından alan ticari bir meslek dalıdır. Yani illüstrasyon yapılırken bir ürünün, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ölüm kalım meselesi değil, kader oyunu değil, kimsenin suçu değil ama bu iki birbirine yakın disiplin arasındaki farklara dair birkaç şey söylemek istiyorum.</p>
<p>Son zamanlarda biz bize takıldığımız küçük topluluk içerisinde illüstrasyon kelimesine duyulan ilgi bir hayli arttı. İllüstrasyon dediğimiz, görsel stillerini ağırlıklı olarak resim akımlarından alan ticari bir meslek dalıdır. Yani illüstrasyon yapılırken bir ürünün, bir konunun, bir hikayenin tasviri için, siparişin belirlediği görsel ve bağlamsal sınırlar dahilinde çalışılır.</p>
<p>İllüstratör, çalıştığı işe kendince daha iyi olacağını düşündüğü eklemeler yaparken bir ressamdan farklı olarak, çok sayıda başka etmenleri gözetmek durumundadır. Tıpkı bir grafik tasarımcı gibi, hazırladığı görsele koyduğu her yeni öğenin hesabını birilerine vermek yükümlülüğünü taşır. Bu sebeple de ressamın sahip olduğu sınırsız özgürlüğe sahip değildir.<br />
<span id="more-196"></span><br />
İllüstrasyonun bu sipariş tabanlı yapısıyla resimden ayrılmasına dikkat çekerken, önemli bir tarihsel gerçeği de göz ardı etmemek lazım. Ressamlar da ta 14. yüzyıldan beri sipariş üzerine resim yapıyorlar. Michelangelo, Velazquez, Caravaggio ve hatta Rembrandt, başta kilisenin, sonra zengin soyluların siparişlerine sadık kalarak, onlar için revizyonlar dahi yaparak sanatlarını icra ettiler. Antik Yunan ve sonra Roma İmparatorluğu dönemindeki sanat da yönetimin istekleri doğrultusunda şekillenmiş sayısız eser barındırır. Sonuç olarak yukarıda yaptığım açıklama bir anlamda bu gerçekle çelişiyor. Sanat felsefesi kapsamında, yaptığınız tanımlamalar, baz aldığınız öncül kriterlerin ışığında şekillenir. Benim mesele olarak gördüğüm konu, resim, illüstrasyon, karikatür gibi kavramların tanımlarını çıkmaza sürükleyen, birbirinden ayrı olmaları gerektiğini düşündüğümüz halde hepsinin iç içe geçmesine sebep olan şey; sanatsal özgürlüğün parayla satın alındığı noktada başlıyor. (Ben de burada kopmaya başlıyorum. ”Teenage riot!”)</p>
<p>Sanat eserine biçilen değer her ne olursa olsun, o parasal değer sınırsız bir özgürlüğü saklama kabına koymaya çalışır. Kişisel bir mülkiyet arzusundan ziyade, gerçek sorun, her kavramın ekonomi döngüsüne sokulmak istenmesi aslında.</p>
<p>Resim, müzik, dans.. Ya da günümüz toplum yapısındaki faydacı yaklaşımı rasyonel bir işlevle karşılamayan ne varsa, kendisini toplumun içinde hissedebilmek, aynı zamanda toplum tarafından da kabul edilmiş olmak için, yine aynı toplum bünyesinde geçerli olan bir platforma kıçını koymak zorunda. İşin garip tarafı, resim, müzik, dans vesaire zaten toplumun doğurduğu şeylerdir. Öyleyse toplum neden kendi çocuğuna üvey evlat muamelesi yapıyor?</p>
<p>Şu tüketim toplumu ayaklarını yapmadan nasıl anlatırım bilmiyorum ama deneyeceğim. Aslında toplumun sanata yabancılaşıp onu kendi dışında meydana gelen bir şey olarak görmesi durumu basit bir nitelik-nicelik denklemine dayanıyor. Kafa ütülemeden anlatmak gerekirse, her bireyin elini uzatıp kolayca ulaşabildiği bir şeyin parasal değeri illa ki düşük olacaktır. Hele ki insan bu şeyi kendi kendine üretebiliyorsa, onu başkasından satın almak için para verme olasılığı iyice azalır.</p>
<p>Sanayi devriminin vaatleri arasında, fabrikalarda daha az iş gücüyle üretilecek ürünlerin, halihazırdaki fiyatından çok daha düşük meblağlara alınabileceği de var. Bu vaad kısmen yerine getirildi. Fakat aynı dönemde Freud’un insan psikolojisine yönelik yaptığı analiz çalışmalarından yapılan çıkarsamalar, topluma yapılacak kimi telkinler sayesinde, bireylerin aslında ihtiyacı olmayan ürünleri de satın almak isteyebileceği görüldü.</p>
<p>Adam Curtis’in BBC için çektiği ”The Trap” isimli kafa düşürücü belgeselde de geçtiği gibi, tüketim toplumu yaratılırken temel alınan anlayış o dönemde şu cümleyle özetlendi, ”Bu ürüne ihtiyacın olmayabilir, fakat ona sahip olduğunda kendini daha iyi hissedeceksin.”</p>
<p>”Ürüne ihtiyacım olmadığı halde neden daha iyi hissedeceğim” ise, bu denklemde değişken rolünü üstleniyor. Örneğin bir kadın olduğum için, bana bir erkeğin toplumdaki gücüne vakıf olmayı vaad eden bir ürünü, ya da bireyselliğimi, farklılığımı kuvvetlendirmeyi vaad eden ürünü satın almak isteyebiliyorum. Bu ürünlerin vaadlerini yerine getiremeyeceklerini bilsem bile alıyorum. Çünkü güçlü bir tanıtımla bütün toplumun bu vaadden haberdar edilmesi, belli oranda onu gerçek de yapıyor.</p>
<p>Finansal olarak çok genişlemiş şirketlerin marka stratejilerine şöyle bir baktığınızda kurumsal kimliklerini, markalarını, sattıkları üründen bağımsız öğelerle sürekli beslediklerini görebilirsiniz. Bir otomobil, sadece bir otomobildir. Fakat günümüzde bir otomobil, satın alıp sürekli binebileceğiniz bir kadındır, sırtına atlayıp dağları aşabileceğiniz bir attır. Bir içecek, sadece lezzetli bir içecek değildir, özgürlüğün, yaşamın sembolüdür. Snob olmanın anahtarıdır.</p>
<p>Bu bilinen gerçekleri kısa kesip olayın sanatlarla ilgisine gelmek istiyorum.</p>
<p>Bir ürün, nasıl topluma kurumsallık çatısı altında yabancılaştırılıyorsa ve içine yeni değerler yüklenip topluma geri sunulduğunda daha çok ve daha fazla paraya  satılabiliyorsa; sanat eseri ve sanatçı da aynı şekilde, bulunduğu mütevazı konumdan alınıp ötekileştirilmiş ( :( ), yüceltilir gibi yapılmış ama aslında haddinden fazla değerle şişirilmiş, sonunda da içine yüklenen bu yeni anlamla, sevilen değil, ancak SAYGI duyulabilecek bir konuma oturtulmuştur.(Şöyledir böyledir diye konuşmaktan sıkıldım. Bu yazı dahil herşeyi ”Galiba” parantezinde yazdığımı hatırlatmak istiyorum.)</p>
<p>Bunun amacı halka sanat satmak değil, sanatı halktan kopartıp, bu sayede seyrekleştirmek; böylece bu nadide eserlere biçilecek milyonları makul göstermekti. Zengin yatırımcı için, satın aldığı ürünün niteliğinden önce, onun yatırım olarak ne kadar tutarlı bir karakter çizdiği geliyor. (Bankaların senetlerin senetlerinin senetlerini satarak ciro yapması buna bir örnek. Bir senedin reel olmayan finansal potansiyeline değer biçmek aslında ne kadar gerçeküstücü bir yaklaşımmış.)</p>
<p>Bunun sanatçıya yansıması da, eserlerini satıp para kazanmaya devam edebilmesi için serbestliğinden ödün verip, sürekliliğin peşinden yapay da olsa gitmek zorunda kaldığını hissetmesi. Beğeninin esiri olmak gibi birşey, ama daha kötüsü.</p>
<p>Neyse, bu bahsettiğim zorunluluk reddedilebilir bir şey elbette, gelin görün ki, ”bir onbeş yıl ajansta çalışırım, kazandığım parayla da rahat rahat sanatımı icra ederimcilik” yolunda amacından ivedilikle şaşan bunca insan varken, parayı ve getirilerini red etmemek için gerektiğinde çokça bahane bulunabileceğini düşünmeden edemiyorum.</p>
<p>Bir resmin milyonlar etmeyeceğini söylemiyorum. Parayla ölçüldüğünde eserin kendisi dışında başka şeylere değer biçiliyor demeye çalışıyorum.</p>
<p>Mesela sanatçının imajını ele alalım.</p>
<p>Bereli, pipolu, yarı deli, sosyal iletişim yetileri az olan, yabani ve marjinal sanatçı figürü, tamamiyle bazı sanatçıların bazı özellikleri ön plana çıkarılarak üretilmiş bir roman karakteridir. Ressamlar arasında ne kadar arıza insan varsa, marangozlar, manavlar, emlakçılar, fahişeler, imamlar, ayakkabıcılar arasında da yabani, iletişim sorunu olan, megaloman, şizofren insanlar vardır.</p>
<p>Sanatçıların düştüğü tuzak, kendilerine yakıştırılan bu özelliklerin yarattığı marjinaliteye kapılıp, bu kalıba uyum sağlamaları oldu. Hatta sıklıkla bu tanıma uyduğu için sanatla ilgilenen insanlar da oldu bana kalırsa. Bu noktada kimin ne kadar samimi olduğunu sorgulamak pek anlamlı değil. (”Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer.” Seda Sayan)</p>
<p>Sanatçı için hazırlanan bu kalıp gibi, sanat eserinin sınırsız çeşitliğini görmezden gelen bir unsur olarak kategorileme anlayışı da, izleyicinin eserle olan ilişkisine bir çok basma kalıp soru ve tespitle müdahale ediyor.</p>
<p>Örneğin eseri izleyen kişi, içeriği, tekniği, rengi, dokuyu, anlatım metodunu bir bütün olarak algılayabilecekken, bu bütünden kendi algısına göre bir duygu, bir anlam çıkarabilecekken, gidip eserin ne anlattığını, hangi tarza dahil olduğunu birine sorma ya da bir yerden okuma ihtiyacı duyuyor. Karşısındaki eser sadece duyular tarafından algılanmayı beklerken, kullanım kılavuzuyla işlevinin keşfedilebileceği bir çamaşır makinesi muamelesi görüyor.</p>
<p>Edinilmiş bilginin algıyı yönetmeye başladığı noktada, insanın doğal yetilerinin yerine toplumsal varsayılanlar geçiyor. Bu bakış açısı; bütün sanatlarla olan ilişkimizde, bizi belli referans noktaları oluşturmaya ve yenileri bu referanslar üzerinden tanımlamaya itiyor. Bunu makineler, robotlar, bilgisayarlar yapar. İnsan beyni, bu basit mantığın çok ötesinde bir ağ sistemi ile çalışabilirken, kurduğumuz ilişkilerde bu kadar yavan bir sistemi kullanmakta oluşumuz hakikaten trajik.</p>
<p>Bu oltaya nasıl geldik, kim bize böyle bel altı çalıştı bilmiyorum. Bilsem de mühim değil, sonuç olarak bir yetişkin olmak, kendiliğindenliğini kaybetmiş olmayı da kapsıyor artık. Tutarlı olmak, şeyleri genel geçer kriterlere göre değerlendirmek anlamına gelmemeli. Evet kitlelerin kendi içinde anlaşabilmeleri, bazı temellerde mutabık kalmalarıyla mümkün olabiliyor. Bir başka sorun da zaten kitlelerin büyümesiyle, üstünden hareket edilecek ortak paydanın daha yavan bir kimliğe bürünmek zorunda kalması.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/resim-ve-illustrasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Bu Ne</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/bu-ne/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/bu-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2009 13:56:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/82158053</guid>
		<description><![CDATA[Gevrek sesini çıkarmadan da rahatını bozabilirsin Kayda değer bir şey yok, ama yine de varmış gibi işte. Motivin kaydığı zaman ne yapabiliyorsun? E, geri gelene kadar biraz istirahat yeterli olmaz mı? Kısacası küçüklüğümü kaldıramıyorum. Hiçbirşeyliğime rağmen nasıl da mesuliyetime sarılmak zorundayım ya. Mühim değil, hallederiz. bir platform biterse bir diğerini kurarız. Yine de durum rahatsız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gevrek sesini çıkarmadan da rahatını bozabilirsin</p>
<p>Kayda değer bir şey yok, ama yine de varmış gibi işte.</p>
<p>Motivin kaydığı zaman ne yapabiliyorsun? E, geri gelene kadar biraz istirahat yeterli olmaz mı?</p>
<p>Kısacası küçüklüğümü kaldıramıyorum. Hiçbirşeyliğime rağmen nasıl da mesuliyetime sarılmak zorundayım ya.<br />
<span id="more-222"></span><br />
Mühim değil, hallederiz. bir platform biterse bir diğerini kurarız. Yine de durum rahatsız edici. Durumum, hepinizin durumu.</p>
<p>Bak gitmek de, gerçekten gitmek de güzel. Bağlarını gözle, birer zincire dönüşen edinimlerini de. Senin için yazmıyorum, yine de sana göstermek istiyorum. Neler hissettiğimi biliyorsun işte. Bilmiyorsun da, bilsen bilirsin. Bilimin var. Bilimsizliğimi çakarsın sen de o yüzden.</p>
<p>Genler ve memler, yardıma koşun!? Kafaya sokun beni. Hakikaten, büyük bir zorunluluk hissiyatı dışında, şu kendi kendini oluşturmuş bilince tek faydanız yok. Kapitalizm gibisiniz, başınız ve kuyruğunuz belli değil, nerenizi kessem anlamsız, hanginize kıysam nafile. Düdükler.</p>
<p>Beş sene önceki yabancılaşma kafama geri dönebildiğime göre bu olay ömür boyu sürer arkadaş. Böyle düzenin canı çıksın. Tadım tuzum kalmadı hakikaten gece gece.</p>
<p><em>EK : Geçti geçti, kıyamam.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/bu-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Horoz ve İnsanlar : Hayvancılığa Kamusal Perspektiften Sıkıntılı Bir Bakış</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/horoz-ve-insanlar-hayvanciliga-kamusal-perspektiften-sikintili-bir-bakis/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/horoz-ve-insanlar-hayvanciliga-kamusal-perspektiften-sikintili-bir-bakis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2009 10:23:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>
		<category><![CDATA[bahçedeki horoz]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[hayvancılığa genel bakış]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar hakkında yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlarla ilgili yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[horoz kesimi]]></category>
		<category><![CDATA[horoz nasıl kesilir]]></category>
		<category><![CDATA[horoz ve insan]]></category>
		<category><![CDATA[insan hayvan ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal perspektif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/74634618</guid>
		<description><![CDATA[Tavuk. Horoz. Bip. Horoz, her sabah uyuduğum odanın beş kat altındaki yarı çimenlik alanda ötmeye başlıyordu. Rüyaları bırakıp horozun sahipleriyle ne şekillerde mücadele etmeliyimi yarı kapalı bilincimle sorguluyordum her sabah. Her sabah yarı sabahtı. Önceleri otantik, hatta şirin gelen horoz, şimdi uykudan mahrum sabahların karanlık lanetiydi. Sırtüstü pozisyonda gözlerim dolu dolu tavana bakıp kim bilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tavuk. Horoz. Bip.</p>
<p>Horoz, her sabah uyuduğum odanın beş kat altındaki yarı çimenlik alanda ötmeye başlıyordu. Rüyaları bırakıp horozun sahipleriyle ne şekillerde mücadele etmeliyimi yarı kapalı bilincimle sorguluyordum her sabah. Her sabah yarı sabahtı.</p>
<p>Önceleri otantik, hatta şirin gelen horoz, şimdi uykudan mahrum sabahların karanlık lanetiydi. Sırtüstü pozisyonda gözlerim dolu dolu tavana bakıp kim bilir kaç kez kağıdı dürüp ucuna iğne yapıştırarak hazırladığım mermiyi elektrik borusundan yaptığım silaha sürüp ateşlemenin planlarını yaptım. Kim bilir kaç kez doğrudan pencereden aşağı atlayıp 14 metre aşağıda siftinen bu hayvanı kendi ellerimle boğazlamayı düşündüm. Haftalar boyunca apartmanda kulis yapıp elimizde meşalelerle sahiplerinin kapısını kırarak içeri girmeyi, ne var ne yoksa yakıp yıkmayı, horozu da bir mermer kaide üzerinde kurban edip kanını içmeyi istedim. İnsanın uykusu bölünmeyegörsün, her şey olabilir.<br />
<span id="more-231"></span><br />
Sancılarla geçen ayların ertesinde, bir sabah yine horoz öttü. Bu ötüşü tarif etmem gerçekten zor. Metrelerce yükseklikten bana ne kadar yüksek bir rezonansla ulaştığına inanmak da zor. Ufakken apartmanın önünde yarım saat boyunca anne diye bağıran bizler, nasıl bir şey yaptığımızı bilmiyorduk. Çok sonra bu horoz sayesinde öğrendim. Bu noktada kurduğum empati sonucu, doğrudan horoza müdahale edemeyeceğime karar verdim. Sahiplerine ulaşmak, onlara çektiğim acıyı tattırmak… Bu bir çözüm olabilir miydi?</p>
<p>O sabah pencereden kırk yıllık komşu gibi sarktım. Yan apartmanda bir teyze de benim gibi camından sarkmış, sigarasını tellendirmekteydi. Komşu tavrımı bozmadan teyzeye çeşitli tonlarla ve hitaplarla seslenmeye başladım. Horoz hakkında yaptığımız kısa bir sohbetten sonra anladım ki bu hayvan yıllardır orada. Ve kanıksanmış. Bunun olmasından korkuyordum zaten. Neyse.</p>
<p>Akşama kadar çeşitli olayların geliştiği günün sonunda eve dönerken, sırtımda bilgisayar çantası, sağ elimde kıvırcık salata, taze soğan ve rokayla dolu beyaz bir torba, diğer elimde içinde ekmek ve bir milyoncudan aldığım metal baharat takımı bulunan bir poşet vardı. Sabahki teyze duruşum ne kadar yerindeyse, bu görünümümle de emekçi bir memuru rahatça temsil edebilir, uykuya gerçekten ihtiyaç duyan biri olduğuma bütün küçükbaş hayvan sahiplerini inandırabilirdim. Yüzümü soldurdum, omuzlarımı indirdim ve yan apartmanın en alt katında pencerenin arkasından sokaktaki bir kadınla muhabbet eden hedef kitleme doğru yürüdüm. İki kişiydiler, 70 üzeri bir karı koca. Bütün o hunhar planlarımdan sonra aramızda şu şekilde bir konuşma geçti.</p>
<p><strong>- İyi akşamlar, ben hemen yan apartmanda oturuyorum da, kusura bakmayın horozun sahibi siz misiniz?</strong></p>
<p>- Evet evladım.</p>
<p><strong>- Çok tatlı hayvan, ne zamandır söylemeyim diyorum fakat ben dört ayrı işte çalışıyorum, sabahları çok erken saatte ötmeye başlıyor, hep uyanıyorum.</strong></p>
<p>Bu noktada çok tatlı hayvan düşüncesi ve dört ayrı iş savı teorik olarak doğru aslında. Fakat ne onların bildiği anlamda dört ayrı iş, ne de onların bildiği anlamda çok tatlı hayvan. Değişik.</p>
<p>Neyse bu kaypak diyaloğumun tümünü yazmak istemiyorum. Yine de yaşlı çiftin önünde nasıl tatlılaştıysam artık, sabahları saat 10’dan önce kümesten çıkarmayacaklarını söylediler bana. Kümesin içinde ötmüyormuş zaten.</p>
<p>Not: Bütün hikayenin WWF için yaptığım Nuh’un gemisi illüstrasyonlarını bitirdiğim gün mutlu sona ulaşması üzerine, ilk gemideki horozu tavuğa çevirdim. Onca hayvanın arasından gelip bana horozu sorarlarsa, söyleyecek birkaç sözüm var. Baybay.</p>
<p><img src="http://www.hayvanpazarlama.com/img/logo.gif" alt="" width="504" height="70" align="bottom" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/horoz-ve-insanlar-hayvanciliga-kamusal-perspektiften-sikintili-bir-bakis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) İsa&#8217;nın Gözünden İncil</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/isanin-gozunden-incil/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/isanin-gozunden-incil/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 09:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>
		<category><![CDATA[incili kim yazdı]]></category>
		<category><![CDATA[isa incil]]></category>
		<category><![CDATA[isa'nın gözünden incil]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed incil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/48916539</guid>
		<description><![CDATA[O dağlar, o sular ve o çimenler. Ve Jose. İnsan çalışmamalı. İnsan ne istiyorsa onu yapmalı. İsteyecek çok şey var, isteyerek yapmalı. Çokları anlamaz bu lafları. Belki ben de anlamam, ama kendine pay çıkaran olur mutlaka. Payına düşeni ister herkes. Payına düşenden fazlasını da, sıklıkla. Ver sıkıntını adamım, senin için hemen unutayım onları. Nüfus büyüyordu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>O dağlar, o sular ve o çimenler. Ve Jose. İnsan çalışmamalı. İnsan ne istiyorsa onu yapmalı. İsteyecek çok şey var, isteyerek yapmalı.</p>
<p>Çokları anlamaz bu lafları. Belki ben de anlamam, ama kendine pay çıkaran olur mutlaka. Payına düşeni ister herkes. Payına düşenden fazlasını da, sıklıkla. Ver sıkıntını adamım, senin için hemen unutayım onları.<br />
<span id="more-267"></span><br />
Nüfus büyüyordu, kalabalık arttıkça yasalar daha çok kurban istemeye başladı. Tamamen insan kurgusu bir düzen içerisinde yaşamak nasıl bir duygu?  Düzensizlik içinde olmaktan farklı tabi. Düzen dışında olmayı istesene. Havada yakalasana sana doğru gelen kelimeleri, yakalayıp yavaşça yanına, hemen oracığa bıraksana. Ne kadar kolay aslında. El ver diyor sana onlar, akabinde kolunu alıyorlar. Sinir olma, sinirlenme. Sakinleş ve sakin ol. Ver oluşunu ben olayım, yerinde olsam ne de güzel olurdum. Ama olamam ki, olayın bu ki.</p></blockquote>
<p>Ortaokuldayken yazmışım mesela bu yukarıdakileri. Şimdi de çok farklı düşünmüyorum, sadece ifade etmek için kendimi bu kadar zorlamıyorum artık. Anlamlar çoktan ifade olundu, şimdi yine kainat lafının içeriğine kopup büyüğün gigantiğe yolculuğuna titreyerek geliyorum. Çocuksu mu dedin, uyar canım.</p>
<p>Ramadan ramadan, gel yedireyim soğumadan. Ramazan sonunda koyun ya da başka bir şirin hayvanı kesip fakirlere dağıttığımız o en yüksek duyguların bayramıdır. Alakası yok, hem bilmez hem konuşursun cahil. Ramazan’da şeker yenir. Yenmez, oruç tutulur, fakirlerin halinden anlanır. Aç kalmadan o empatiyi kuramıyorsan o senin denyoluğun gülüm. Öyle ya da böyle kabile geleneklerinin 2008 yılında da sürüyor olması ne güzel. Nasıl güzel anlatamam. Ben bu bayram gaza gelip lolipop keserim arkadaş.</p>
<p>Yeni bir din çıksa da ekolojik dengeyle ilgili, küresel ısınmayla ilgili hadisleri olsa yeni peygamboşun. Uranyum haramdır dese misal. Her kim ki uranyumu eline alır, aha o bizden değildir. Bizden olan kaleye mum diksin. Nükleer karşıtı protesto için dini alet edemez miyiz acaba? Her durumda işe yarıyor hani.  Allahın adını verdim tayyip ne olur bir daha söyle. Anam babam ölsün, iki gözüm önüme aksın çevrecinin hasıyım, klorofilin hastasıyım de.</p>
<p>Din konsepti çok güzel, herkes inanmış. İnanık geliyoruz üstelik, bundan iyisi Kudüs’te kayısı. Allah için ağaç dikme kafası da güzel örneğin, ama kafadan kontak peygolar nereden bilsin laz müteahhitleri. Kutsal toprağımda deniz kumu mu vardı çekeyim harcıma doldurayım, pikselart mı vardı mozaikle adını yazayım ey rabbim. Hepsi vardı da, akıl edemediler. Akılla işi olan bizden değildir zaten. Gönenç dolu bakıyorum bu cümleden sonra.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/isanin-gozunden-incil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güncel Sanatın İçi Ne ?</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/guncel-sanatin-ici-ne/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/guncel-sanatin-ici-ne/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:32:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42691933</guid>
		<description><![CDATA[Güneş pırıl pırıl, zemin kuru, konseptler hazır, memleketin içinden ve dışından onbinlerce izleyici bienal ile tetiklenen çok sayıda etkinliğin heyecanı içerisinde. İstanbul hiç bu kadar yoğun bir sanat trafiği yaşamamıştı. Bienal, Yaya Sergileri, Aykut Barka vapurunda gerçekleşecek İki Yaka Arasında projesi, eski Galata Köprüsü’nde açılan tasarım fuarı ve resmen gerçekleşen bunca organizasyonun yanısıra hasıl olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş pırıl pırıl, zemin kuru, konseptler hazır, memleketin içinden ve dışından onbinlerce izleyici bienal ile tetiklenen çok sayıda etkinliğin heyecanı içerisinde. İstanbul hiç bu kadar yoğun bir sanat trafiği yaşamamıştı. Bienal, Yaya Sergileri, Aykut Barka vapurunda gerçekleşecek İki Yaka Arasında projesi, eski Galata Köprüsü’nde açılan tasarım fuarı ve resmen gerçekleşen bunca organizasyonun yanısıra hasıl olan hareketi değerlendirip, bireysel hamlelerle atmosfere renk katan genç sanatçılar, umuyoruz ki; şu zamana dek resimdi, heykeldi, videoydu ilgilenme kudretini kendinde bulamamış çekimser ya da bihaber çoğunluğun uyanışına vesile olur. Kaçırılmaması gereken başyapıtlar sergilendiği için değil, harekete bir yönden müdahil olmak için, akıllanmak için değil, bakakalıp fikir sahibi olmak için bahsi geçen etkinliklere iştirakimiz hat safhada ehemmiyet taşıyor.</p>
<p>Resim yapan, heykel dizen, video peydahlayan, performans güden, fabrika işleten ancak, meydana gelen sanat ambiyansında kendine izleyiciden başka rol bulamamış sanatçılarımız hiç üzülmesinler, kalplerinde en ufak bir endişe olmasın. Gelişmekte olan ülkemizin gelişmeyen sayısız sektörüne rağmen sanat ortamlarımız gizemli bir biçimde kendini aşmakla meşgul. Dolayısıyla en asosyal, en iş bilmeyen sanatçımızın dahi şu modern sanat vitrininde kısa zamanda kendine yer bulacağını düşünüyoruz. Orijinal olamazsanız marjinal, sanatçı olamazsanız kardinal olacaksınız.</p>
<p>Şaka bir yana, sanatçı olarak kendi yaptığımız sanatı dahi kavramakta güçlük çektiğimiz modern sanat sürecinde, mum şeklinde ampulü, karpuz şeklinde sabunu, yenilebilen oyun hamurunu gördüğümüz yıllar zihnimizde cereyan eden kavram kargaşasının aynısını, yarın bir gün öz babamız kendisini modern sanat eseri olarak addettiğinde yaşamamız mümkün.</p>
<p>Eğer gidişat kendi bilincini oluşturmakta geç kalırsa, kolumuzu sergisine koymak isteyen küratörlerle münakaşaya girmemiz işten bile değil. Lafını ettiğim bu bilincin gelişmesi için lazım gelen en mühim unsur, sanat ve hayat hakkında fikir sahibi olan, ilgi gösterdikten sonra beğenip beğenmediğini belirtebilen bir toplum. Çünkü yurdum izleyicisi her daim sanata karşı çekinceyle, anlamama endişesiyle yaklaşmaya meyillidir. Fakat bakan insanlar olarak bilmemiz gereken bir şey var ki; sanatçının tüm umursamazlığı, tüm kişiselliği, içine kapanıklığı ya da megaloman tavrı, bizlerin eserler karşısında ettiğimiz laflarla şekil değiştirmektedir. Ortaya koyulan eser kimileri halâ reddetse de, paylaşılmak, okşanmak veya itilip kakılmak için oradadır.Güneş pırıl pırıl, zemin kuru, konseptler hazır, memleketin içinden ve dışından onbinlerce izleyici bienal ile tetiklenen çok sayıda etkinliğin heyecanı içerisinde. İstanbul hiç bu kadar yoğun bir sanat trafiği yaşamamıştı. Bienal, Yaya Sergileri, Aykut Barka vapurunda gerçekleşecek İki Yaka Arasında projesi, eski Galata Köprüsü&#8217;nde açılan tasarım fuarı ve resmen gerçekleşen bunca organizasyonun yanısıra hasıl olan hareketi değerlendirip, bireysel hamlelerle atmosfere renk katan genç sanatçılar, umuyoruz ki; şu zamana dek resimdi, heykeldi, videoydu ilgilenme kudretini kendinde bulamamış çekimser ya da bihaber çoğunluğun uyanışına vesile olur. Kaçırılmaması gereken başyapıtlar sergilendiği için değil, harekete bir yönden müdahil olmak için, akıllanmak için değil, bakakalıp fikir sahibi olmak için bahsi geçen etkinliklere iştirakimiz hat safhada ehemmiyet taşıyor.</p>
<p>Resim yapan, heykel dizen, video peydahlayan, performans güden, fabrika işleten ancak, meydana gelen sanat ambiyansında kendine izleyiciden başka rol bulamamış sanatçılarımız hiç üzülmesinler, kalplerinde en ufak bir endişe olmasın. Gelişmekte olan ülkemizin gelişmeyen sayısız sektörüne rağmen sanat ortamlarımız gizemli bir biçimde kendini aşmakla meşgul. Dolayısıyla en asosyal, en iş bilmeyen sanatçımızın dahi şu modern sanat vitrininde kısa zamanda kendine yer bulacağını düşünüyoruz. Orijinal olamazsanız marjinal, sanatçı olamazsanız kardinal olacaksınız.</p>
<p>Şaka bir yana, sanatçı olarak kendi yaptığımız sanatı dahi kavramakta güçlük çektiğimiz modern sanat sürecinde, mum şeklinde ampulü, karpuz şeklinde sabunu, yenilebilen oyun hamurunu gördüğümüz yıllar zihnimizde cereyan eden kavram kargaşasının aynısını, yarın bir gün öz babamız kendisini modern sanat eseri olarak addettiğinde yaşamamız mümkün.</p>
<p>Eğer gidişat kendi bilincini oluşturmakta geç kalırsa, kolumuzu sergisine koymak isteyen küratörlerle münakaşaya girmemiz işten bile değil. Lafını ettiğim bu bilincin gelişmesi için lazım gelen en mühim unsur, sanat ve hayat hakkında fikir sahibi olan, ilgi gösterdikten sonra beğenip beğenmediğini belirtebilen bir toplum. Çünkü yurdum izleyicisi her daim sanata karşı çekinceyle, anlamama endişesiyle yaklaşmaya meyillidir. Fakat bakan insanlar olarak bilmemiz gereken bir şey var ki; sanatçının tüm umursamazlığı, tüm kişiselliği, içine kapanıklığı ya da megaloman tavrı, bizlerin eserler karşısında ettiğimiz laflarla şekil değiştirmektedir. Ortaya koyulan eser kimileri halâ reddetse de, paylaşılmak, okşanmak veya itilip kakılmak için oradadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/guncel-sanatin-ici-ne/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Görüntü</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/goruntu/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/goruntu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:24:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42691046</guid>
		<description><![CDATA[Görünüşe bakılırsa karanlık çöktüğünde uyumalı, resim bittiğinde yapmayı bırakmalıyım. Yaşanan şudur ki; her görünüm, ardında gizlediği bir hükmediciyle, bakanlığını ve izleyiciye akanlığını yaptığı tanrısıyla çıkar karşımıza. Bu tanrının söylediklerini, hatta emirlerini duyarız, ancak, gördüğümüz her ne ise, o kadar gerçektir, o kadar inanılasıdır ki; tıpkı birbiriyle yalnızca raslantısal bir bağ kuran karanlık ve gecenin birlikteliğini, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Görünüşe bakılırsa karanlık çöktüğünde uyumalı, resim bittiğinde yapmayı bırakmalıyım. Yaşanan şudur ki; her görünüm, ardında gizlediği bir hükmediciyle, bakanlığını ve izleyiciye akanlığını yaptığı tanrısıyla çıkar karşımıza. Bu tanrının söylediklerini, hatta emirlerini duyarız, ancak, gördüğümüz her ne ise, o kadar gerçektir, o kadar inanılasıdır ki; tıpkı birbiriyle yalnızca raslantısal bir bağ kuran karanlık ve gecenin birlikteliğini, ayrılmaz bütünlüğünü inkâr etmeyi akıl edemeyeceğimiz gibi, görünenin aydınlattığı kısımların ötesine bakmayı da düşünmeyiz. Hatta zaman içerisinde görünüşlerin bizi aldatmaya yönelik geliştirdiği teknikler; izleyeni ilk gördüğünün ardına bakmaya itmekte, böylece şüphelenme safhasını da bir yanılgıya dönüştürmeyi başarmaktadır. Hepsinin yanında, şüphe duymakla paranoyayı dip dibe getirip, şüphelenişimizden kaygılanmamıza neden olur görünüş ve aslı görme konusunda kaydettiğimiz herhangi bir ilerlemeyi farketmeyi iyice güçleştirir.Görünüşe bakılırsa karanlık çöktüğünde uyumalı, resim bittiğinde yapmayı bırakmalıyım. Yaşanan şudur ki; her görünüm, ardında gizlediği bir hükmediciyle, bakanlığını ve izleyiciye akanlığını yaptığı tanrısıyla çıkar karşımıza. Bu tanrının söylediklerini, hatta emirlerini duyarız, ancak, gördüğümüz her ne ise, o kadar gerçektir, o kadar inanılasıdır ki; tıpkı birbiriyle yalnızca raslantısal bir bağ kuran karanlık ve gecenin birlikteliğini, ayrılmaz bütünlüğünü inkâr etmeyi akıl edemeyeceğimiz gibi, görünenin aydınlattığı kısımların ötesine bakmayı da düşünmeyiz. Hatta zaman içerisinde görünüşlerin bizi aldatmaya yönelik geliştirdiği teknikler; izleyeni ilk gördüğünün ardına bakmaya itmekte, böylece şüphelenme safhasını da bir yanılgıya dönüştürmeyi başarmaktadır. Hepsinin yanında, şüphe duymakla paranoyayı dip dibe getirip, şüphelenişimizden kaygılanmamıza neden olur görünüş ve aslı görme konusunda kaydettiğimiz herhangi bir ilerlemeyi farketmeyi iyice güçleştirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/goruntu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Erte</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/erte/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/erte/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:23:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42690985</guid>
		<description><![CDATA[Ya şimdi akarsa? Duruyorum. Herhangi bir duruş işte. Sol elimde garip bir his; sanki yağmur yağıyor azıcık. Yüzeydeki yaşam sürerken kendisini minik titremelerle hatırlatıyor derin. Ne yaparsa yapsın, hep derin. Ölüm bile hüzünden bağımsız, sarı sarı parıldıyor bazen ama derinler hep siyah, hep ışıksız, insan için hep en umutsuz mekânlardır. Dibe doğru yüzenler, derinlere ağırlıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ya şimdi akarsa? Duruyorum. Herhangi bir duruş işte. Sol elimde garip bir his; sanki yağmur yağıyor azıcık. Yüzeydeki yaşam sürerken kendisini minik titremelerle hatırlatıyor derin. Ne yaparsa yapsın, hep derin. Ölüm bile hüzünden bağımsız, sarı sarı parıldıyor bazen ama derinler hep siyah, hep ışıksız, insan için hep en umutsuz mekânlardır. Dibe doğru yüzenler, derinlere ağırlıkları yüzünden çökenler oldu. Elbette yüzey, o kara boşluğu gördükten sonra aynı yüzey değildir artık. Fazla neşelidir, yavan ve heyecan doludur. Karanlık, kötü şeyler yapmış bir çocuk gibi konuşur size, gerçek dışında her olasılıktan laf açar, olasılıklar biterse olmayacak işleri anlatır. Ancak onun ciddiyetiyle dinlerseniz sözlerini, yüzeye çıkınca kendinize gelebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/erte/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Dönüyoruz</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/donuyoruz/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/donuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42690963</guid>
		<description><![CDATA[Şimdi daha önce hiç gelmediğim bir yerdeyim. Uzayan yüksekliklerin vücudumu ufalttığı, geniş kanatlı şişko kuşların uçarken fırtınalar estirdiği bir tepe. Çok çimen var burada. Üzerlerinde ölene dek koşabileceğim, ömrüm boyunca her saat başı yer değiştirerek uzanabileceğim kadar, aç kalmış bütün inekleri doyurabilecek kadar çok. Oysa kollarımdan, sırtımdan ve ineklerden yoksunum. Birini bekler gibi sağa sola [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi daha önce hiç gelmediğim bir yerdeyim. Uzayan yüksekliklerin vücudumu ufalttığı, geniş kanatlı şişko kuşların uçarken fırtınalar estirdiği bir tepe. Çok çimen var burada. Üzerlerinde ölene dek koşabileceğim, ömrüm boyunca her saat başı yer değiştirerek uzanabileceğim kadar, aç kalmış bütün inekleri doyurabilecek kadar çok. Oysa kollarımdan, sırtımdan ve ineklerden yoksunum. Birini bekler gibi sağa sola bakıp duruyorum. Gökyüzünde cüsselerine bakmadan, hafif hafif salınan dev kuşlardan birinin gölgesine tutunup, bu geniş çimenlikte dolaşmak geliyor içimden. Kendilerini rüzgara teslim etmiş, birkaç fulya çiçeği görüyorum hemen ayaklarımın dibinde; eğilemiyorum, dönemiyorum, koşamıyorum, uzanamıyorum. Ben onlara, fulya çiçekleri bana bakıyor. Hepimiz aptal gibiyiz burada. Güzel geliyor her nasılsa bu bana.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/donuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Güven</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/guven/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/guven/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:22:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42690920</guid>
		<description><![CDATA[Neyin ardına saklandıysan çık artık. Ya da dur, çıkma! İnandığım şeyleri görmemeye öyle alışkınım ki. Ve gördüklerime burun bükmeye&#8230; Şimdi garip bir ahenkle geziyorsun. Sokaklarda insanlar falan ölüyor, bir şeyler patlıyor, yüksek binalardan kopan parçalar ayağının dibine düşüyor. Adımların sürekli ölmekten kurtarıyor seni. Ama biliyorsun ki, asla güvenmemen gerekir. ne adımlarına ne de adamlarına. Elbette [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neyin ardına saklandıysan çık artık. Ya da dur, çıkma! İnandığım şeyleri görmemeye öyle alışkınım ki. Ve gördüklerime burun bükmeye&#8230; Şimdi garip bir ahenkle geziyorsun. Sokaklarda insanlar falan ölüyor, bir şeyler patlıyor, yüksek binalardan kopan parçalar ayağının dibine düşüyor. Adımların sürekli ölmekten kurtarıyor seni. Ama biliyorsun ki, asla güvenmemen gerekir. ne adımlarına ne de adamlarına. Elbette güvenle değil, fakat ne olduğunu kestiremediğin bir hisle bağlısın adımlarına. İnanç diyebilirsin buna. Bir “şey“e yaslanmadan, hatta dokunmadan inanılır çünkü. İnanç için inanılan, sadece bir başlangıçtır. Zaman geçtikçe başlangıç noktasından uzaklaşılır; inandığın her ne ise; bir anı haline gelir. Bu nedenle kafalı adamlar inanmayı seçerler. Bilirler ki; güven ya da güvensizlik insanlığın bir kuruntusudur, kimsenin kimseye güvenmeye hakkı yoktur. Hele ki güvensizlik duymak, belki de en gülünecek şeydir. Diğer yandan, bu kadar dışlanıyorsa bir kelime tarafımızdan; belli ki henüz kurtulamamışız ondan.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/guven/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Tepede Oturuyoruz</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/tepede-oturuyoruz/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/tepede-oturuyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:22:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42690901</guid>
		<description><![CDATA[Yola çıkalı aylar oldu sanki. İlk zamanlar hızlı adımlarla, hatta neredeyse koşarak ilerliyordun. Arada bir soluklanıp, yine devam ediyordun. Şimdi, nefes alırken çıkardığın seslere bakılırsa bitap düştüğün söylenebilir. Bizim bu tepeye oturup karınca kadar ufak görünen bedenini tükenirken izlemekten başka işimiz yok. Sık olmasa da sesleniyoruz sana. Yanımda uzun kafalı bir ihtiyar uzanıyor, senin haline [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yola çıkalı aylar oldu sanki. İlk zamanlar hızlı adımlarla, hatta neredeyse koşarak ilerliyordun. Arada bir soluklanıp, yine devam ediyordun. Şimdi, nefes alırken çıkardığın seslere bakılırsa bitap düştüğün söylenebilir. Bizim bu tepeye oturup karınca kadar ufak görünen bedenini tükenirken izlemekten başka işimiz yok. Sık olmasa da sesleniyoruz sana. Yanımda uzun kafalı bir ihtiyar uzanıyor, senin haline hepimizden çok özeniyor. İnan ki; her birimiz tıpkı senin gibi, gaile içerisinde tükenmek isterdik. Bu heyecanı, ölene dek uğraşmak için, gücünü nereden aldığını bilmek isterdik. Yaşamına son versek, eminim; yenildiğini düşündüğün için değil, bedenini yitirdiğin için devam edemeyeceksin koşmaya. Çok güzel bir şeysin sen.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/tepede-oturuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Zıt</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/zit/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/zit/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:21:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42690875</guid>
		<description><![CDATA[Kontrastlar, zıtlıklar, geçişsiz değişiklikler etkiyi getirir. Etkilenim neyi getirir? Etki, olageldiği anda, ufacık bir kodu, düşüncenin arkasına bırakır. Bu kod ya kalıcı bir şeye, bir hatıraya, bir güdüye dönüşür ya da bir başka kodun yerini almasıyla yok olur. Adı geçen kontrastlar, zıtlıklar, geçişsiz, ani değişimler; mutlaka algılanan eserin, nesnenin bünyesinde yer almak zorunda değildir. Algılanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kontrastlar, zıtlıklar, geçişsiz değişiklikler etkiyi getirir. Etkilenim neyi getirir? Etki, olageldiği anda, ufacık bir kodu, düşüncenin arkasına bırakır. Bu kod ya kalıcı bir şeye, bir hatıraya, bir güdüye dönüşür ya da bir başka kodun yerini almasıyla yok olur. Adı geçen kontrastlar, zıtlıklar, geçişsiz, ani değişimler; mutlaka algılanan eserin, nesnenin bünyesinde yer almak zorunda değildir. Algılanan nesne, algılayan için tek başına bir kontrast öğesi olabilir. Bu durumda yaşananların, daha evvel algılananların birikimi, aynı zamanda bu yeni nesnenin kontrastı rolünü oynar. Değişmeyen tek şey, algılayanda hasıl olan etkidir. Peki ya bu duruma üçüncü bir nesne katılırsa? Kontrast, varlığını o zaman da sürdürebilir mi? Bir üçüncü, diğer ikisinden en az birine daha yakın olmadan varolmayı başarabilir mi? Pratikte “gri” olmak mümkün müdür? Hem kirlenmiş beyaz, hem aklanmış siyah olmak mümkünse, siyah ve beyaz, birer renk varsayımı olmanın ötesine geçebilir mi? Kontrastta tekliğin, eşsizliğin yeri yoktur. Belki bir gün olur ya da bir yerlerde olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/zit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Evim</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/evim/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/evim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:13:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42690129</guid>
		<description><![CDATA[Evimizin hayli geniş bir bahçesi var. Ağaçlar pek çeşitli değiller, fakat dallarının rastgele bir düzenle, iç içe geçerek yarattığı kaotik ve aksi gibi yeşil görüntü, insanda sanki manzaranın her metrekaresine, farklı memleketlerden koparılıp getirilmiş orman parçaları yerleştirmişiz izlenimi bırakıyor. Ağaçlar birbirlerine sarılırken öyle ağır davranıyorlar, gelen misafiri öyle güzel niyetlerle kabul ediyorlar ki; henüz anlıyorum; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evimizin hayli geniş bir bahçesi var. Ağaçlar pek çeşitli değiller, fakat dallarının rastgele bir düzenle, iç içe geçerek yarattığı kaotik ve aksi gibi yeşil görüntü, insanda sanki manzaranın her metrekaresine, farklı memleketlerden koparılıp getirilmiş orman parçaları yerleştirmişiz izlenimi bırakıyor. Ağaçlar birbirlerine sarılırken öyle ağır davranıyorlar, gelen misafiri öyle güzel niyetlerle kabul ediyorlar ki; henüz anlıyorum; hiç birimizin şahit olamayacağı bir ânı tüm ömürlerine yayıyorlar. Bu aceleci, bu panikli halimizle, bu her an, daha çok ânı tüketmek için çabalayan beynimizle, onların, aslında görüntüsünü dahi yakalayamadığımız yaşayışlarına ne kadar uzağız. Toprağın üzerinde alabildiğine hareketsiz dikiliyorlar, yeryüzünün ve gökyüzünün her kıvrımına, henüz başlamamış bir düşünüşün sakinliğiyle saygı duyarak; eğiliyor, bükülüyor, ömürlerini dokunulmamış doğayı oluşturarak geçiriyorlar. Akıllı yaratıklar olmadıklarını düşünülebilir ancak ben de benzer bir cehaletle, sükûtun onlara, yaratılış esnasında verilen bir hediye olduğunu, bunun bilincin olmasa da bir bilginin eseri olduğunu düşünebilirim. Evimizin bahçesi, kafamıza takılan her şeyden habersiz bir sürü ağaçla ve aralarında kalan minik boşluklarla dolu. Ne güzel.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/evim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Şapka</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/sapka/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/sapka/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42689992</guid>
		<description><![CDATA[Musluk suları toprak kokuyor. Bu yüzden musluk suyu içmeyi seviyorum. Annem, belâlı hastalıklar kapabileceğimi söylemişti&#8230; Bilmiyorum, ihtiyacım olan dengeyi yapmamam gerekenlerin bir kısmını yaparak kurduğumu düşünüyorum. Bu dengeye yapmam gerekenlerin bazısını es geçmem de dâhil oluyor elbet. Örneğin inceltme işaretini çok yersiz kullanıyorum. Yine annemden duydum ki; bu işaret çoktan kaldırılmış, eskiden de tek işlevi; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Musluk suları toprak kokuyor. Bu yüzden musluk suyu içmeyi seviyorum. Annem, belâlı hastalıklar kapabileceğimi söylemişti&#8230; Bilmiyorum, ihtiyacım olan dengeyi yapmamam gerekenlerin bir kısmını yaparak kurduğumu düşünüyorum. Bu dengeye yapmam gerekenlerin bazısını es geçmem de dâhil oluyor elbet. Örneğin inceltme işaretini çok yersiz kullanıyorum. Yine annemden duydum ki; bu işaret çoktan kaldırılmış, eskiden de tek işlevi; üzerine geldiği sesli harfin solunda ikâmet eden sessizi inceltmekmiş. Ben senelerdir seslileri uzatmak için de bu şapkayı kullanırım. Kolaysa vazgeç, müthiş bir alışkanlık!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/sapka/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Kalabalık</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/kalabalik/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/kalabalik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:10:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42689910</guid>
		<description><![CDATA[Kalabalık orası&#8230; İnsanlar, hayvanlar ve yabâni otlar var. Aydınlık ayrı, karanlık ayrı bir kalabalık yaratıyor. Gökyüzü ayrı, çimenlerle kaplı topraklar ayrı kalabalık. Yüzüme bak: ağzımda ayrı, gözlerimde ayrı kalabalık var. Ticarethânelerle dolu sokaklarda içine kimseyi almadan yürüyen bir çocuk&#8230; Bir çocuk; nasıl olur da kimseye yer vermez içinde?!.. Annem, babam, en yakın dostlarım; her daim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kalabalık orası&#8230; İnsanlar, hayvanlar ve yabâni otlar var. Aydınlık ayrı, karanlık ayrı bir kalabalık yaratıyor. Gökyüzü ayrı, çimenlerle kaplı topraklar ayrı kalabalık. Yüzüme bak: ağzımda ayrı, gözlerimde ayrı kalabalık var. Ticarethânelerle dolu sokaklarda içine kimseyi almadan yürüyen bir çocuk&#8230; Bir çocuk; nasıl olur da kimseye yer vermez içinde?!.. Annem, babam, en yakın dostlarım; her daim dışımda gezindiler. Bir türlü birbirimizin içinde toplanamadık. Günler hep aynı yalnızlıkla doldu. Kokularımızı, eğlenmek için toplandığımız evlere bıraktık. Köpekler gibiydik köşelerimizde birilerinin bizi bulmasını beklerken. “Yağmur neden sadece bizi ıslatıyor?” der gibiydik. Şimdi, içeride, salonda yemek yiyen o iki yaşlı insanın bir üretmesi olarak ben; beynimde uçuşan şişko reklam tablelalarıyla, az evvel mideme inen pırasa çorbasıyla, uyku mu, dinginlik mi, körlük mü aradığı belli olmayan 4 numara miyop gözlerimle; koskoca bir soru işâreti gibi hissetmekteyim kendimi. Cümlesi olmayan bir soru işâreti. Kirvesi olmayan sünnet çocuğu gibi bir şey değil bu. Hüzünlü, üzücü bir şey değil. Fakat kedisi olmayan gülüşe de benzemiyor. Yokluğun, daha doğrusu eksikliğin uyandırdığı o neşeli durumlardan değil yâni. Yazmasam, çizmesem, etmesem geberecekmişim gibi geliyor çoğu zaman. Sanki bir boşluk mevcut halihazırda ve ben ömrüm boyunca bu hırto boşluğun, kendisini boşluk gibi hissetmemesini sağlamakla yükümlüyüm. Onu unutmakla, köşeye atmakla, asla kurtulamayacağımı anlamakla ve sabaha dek ağlamakla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/kalabalik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Zaman</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/zaman/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/zaman/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42689868</guid>
		<description><![CDATA[Sen de beklemenin yanındasın. Kitapları, insanları, trafik kazâlarını bekleyerek anlamak istiyorsun. Ama hep kaybettiğini söyler insanlar. Beklemenin işe yaramayacağını anlatırlar. Çekinirler aslında onlar da birçok durumdan. Yanakları kızarmasın diye ses çıkarmaz, hareket etmezler.Tekrar ederek beklemenin aptallığını kendilerine; beklerler onlar da.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sen de beklemenin yanındasın. Kitapları, insanları, trafik kazâlarını bekleyerek anlamak istiyorsun. Ama hep kaybettiğini söyler insanlar. Beklemenin işe yaramayacağını anlatırlar. Çekinirler aslında onlar da birçok durumdan. Yanakları kızarmasın diye ses çıkarmaz, hareket etmezler.Tekrar ederek beklemenin aptallığını kendilerine; beklerler onlar da.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/zaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>(Türkçe) Otomobil</title>
		<link>http://www.erkingoren.com/en/otomobil/</link>
		<comments>http://www.erkingoren.com/en/otomobil/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 22:08:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erkin Gören</dc:creator>
				<category><![CDATA[News]]></category>
		<category><![CDATA[Articles (Turkish)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://antidig.tumblr.com/post/42689833</guid>
		<description><![CDATA[Tren içerisinde yazılan yazılar, yamuk yumuk yazılırlar. Fakat elbette içinde ikâmet ettiğiniz vagonun sarsıntısına ve el hakimiyetinize göre değişir bu durum. Rayların kilometreler boyunca birbirlerinden kopmadan sürüp gitmeleri, sadece üzerlerinden bir trenin geçmesi, birinden diğerine devrilmeden seyredebilmesi için ard arda dizilmiş olmaları ve hepsinden önemlisi bu birlikteliğin teorik olarak &#8220;gigantik&#8221; bir iletken yaratması, onlara, dev [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tren içerisinde yazılan yazılar, yamuk yumuk yazılırlar. Fakat elbette içinde ikâmet ettiğiniz vagonun sarsıntısına ve el hakimiyetinize göre değişir bu durum. Rayların kilometreler boyunca birbirlerinden kopmadan sürüp gitmeleri, sadece üzerlerinden bir trenin geçmesi, birinden diğerine devrilmeden seyredebilmesi için ard arda dizilmiş olmaları ve hepsinden önemlisi bu birlikteliğin teorik olarak &#8220;gigantik&#8221; bir iletken yaratması, onlara, dev bir taşıma sisteminin temel yapısı olmak işlevinden başka, yeryüzünün en büyük mekanik kardeşliği ünvanını verir. İşte bu yüzden, el ele tutuşmuş raylar üzerinde giden herhangi bir taşıt, katran zeminde sefil gövdesini hareket ettirmeye uğraşan lastik ayakkabılı araçların en fiyakalısından daha kıymetlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erkingoren.com/en/otomobil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

