An interview by Merve Arkunlar (2010, Timeout)
<
M : Mtaär’ın kapanışı yaz sıcakları kadar fena vurdu Moda’yı. Boşalttığınız mekanın kiralık ilanı üzerine, reklam panolarına, duvarlara ‘mtaär açılsın’ sloganları atıldı. Başta Moda ahalisi olmak üzere şehirde yükselen bu feryattan haberdar mısın? Olup bitenden habersizleri, serin sularda serinleyenleri de aydınlatalım. Neden yok artık Mtaär?
E : Mtaär’ın mekanın kapanması bizi de üzen bir gelişme oldu. Yine de kendi adıma yerleşiklikten pek haz etmediğim için, bu olay bana yeni başlangıçlar için ortaya çıkmış bir fırsat gibi de görünüyor. Kimse Mtaär kapandı diye üzülmesin, üzülenler de kendi Mtaär’larını açsınlar ki yaptığımız şey asıl amacına ulaşsın.
M : 13 ayda 13 sergi açtınız. Kronik derecede size bağlanan ciddi bir kitleyle buluştunuz. Bu bağımsız bir galeri için çok ciddi bir başarı. Tüm bunların tesadüf olmadığına inandığını biliyorum. Şimdi bu kitle ve sizler neler yapacaksınız?
E : Sergilere gösterilen ilgi kadar, aradığımız genç potansiyeli bulmuş olmak da bizi çok mutlu etti. Hakikaten mekanın ilk açıldığı günden itibaren tüm motivasyonumuz Mtaär üstünde yoğunlaştı. Karma sergilerle beraber 100 kadar sanatçının 500’den fazla eseri Moda’daki bu 50 metrekarede sergilemiş olduk. Yaptığımız sergiler çevremize de bir hareket getirebildiyse, birilerine ilham verdiyse ne ala. Bu kitleyle beraberiz, içindeyiz ve şimdiye kadar ne yaptıysak onu yapmaya devam edeceğiz aslında, üreteceğiz yani.
M : Şehrin sessiz sedasız en çok üreten, üretmek isteyeni teşvik eden, disiplinler arası geçişlerde en cesur, kolektif projelerinden koleksiyon yapacak adamlarından birisin. Horaley, Reftlight, albümler, çok farklı gruplarla müzik çalışmaları…Bu çalışmalarından biraz bahseder misin? Ayrıca bu enerjinin, ilhamın kaynağını da öğrenmezsek çatlarız.
E : Pratik teferruatları bir yana alırsak, hayatta olay aslında bir şeyleri yan yana, arka arkaya, üst üste vs. koyup durmaktır. Ben resimde tıkanınca müziğe, müzik durunca yazmaya başlıyorum. Birkaç farklı şey yapmanın bana sağladığı böyle bir güzellik var. Açıkçası Horaley, ReftLight, Mtaär ya da geçmişte yaptığım diğer süreli projelerin hepsinin arkasında, etrafımda aktif olarak üreten sanatçıları tanıma isteğim yatıyor. Bu projelere gösterilen ilgi bana yalnız olmadığımı, çevremde benim gibi birçok insan olduğunu hissettiriyor. Kimilerini de bu vesileyle üretmeye teşvik ediyor olmayı da umuyorum elbette.
İlham nedir…Hep bir şey yapıyorum ama evet; bazen bir kafa geliyor, o yaptığım şeyi bambaşka bir zevkle yapıyorum. Bu ilham olabilir. Nereden geliyor, bilemiyoruz.
M : Sanatta patronajın inkar edilemez bir geçmişi ve devamlılığı var. Çoğu zaman ticari çıkarlar doğrultusunda şekillenen bu fonksiyon burada da oldukça etkili. Tüm bu düzenin olabildiğince dışında kalmayı tercih eden kesmin bir parçası olarak nasıl bir yol izleyeceksin?
E : Bahsettiğin patronaj, ne yazık ki yine sanatçıların vizyonsuzluğu sebebiyle kendine yer buldu buralarda. Kendilerine göre doğru olanı keşfetmeye, onun peşinden gitmeye gerek görmediler ya da böylesi daha kolay geldi, bilmiyorum. Ben bu ortamın dışında kalmaya çalışmaktan ziyade halihazırdaki ortamı şekillendirmeye çalışan bir kesimin parçası olduğuma inanıyorum. Değiştirme gücü hepimizde var, özgünlüğümüzü koruyarak da var olabiliriz, illa olmamız gerektiğini düşündüğümüz kişiyi oynamak zorunda değiliz. Kafayı sırf para kazanmaya takmış birileri varsa, ki belli ki var; onlara buradan en manidar sevgilerimi gönderiyorum.
M : Sanatsal üretiminde tatmin olmanın ölçüsü ne senin için? Dışadönük bir durum mu?
E : Mesele benim için yapmak aslında. Göstermek de güzel ama o ‘kutsal tatmin’ sanatçıyla eser arasında olup biter gibi geliyor bana.
M : En büyük idealin ne?
E : İdealim var diyemem, yaptıklarım var sadece, yolu onlar belirliyor hep.




