Bugün size sanat sektörü konusunda bazı laflar ve bir de güzel proje hazırladım.
Sektör dediğim noktada anlaşılması gereken kapsam şu; satılan sanat eserleri, galericiler, müzayede şirketleri, komisyoncular, alıcılar ve hatta bu sistemin subaşıları. Ne güzel bir ekip çalışması, şimdi bile baktığımda göz kamaştırıcı buluyorum.
Alıcılar demişken. Alıcılar dediğim, sanat severler demediğim bu insanlara kod isim olarak zenginler diyelim mi? Onlar sanat satın alarak kültürlerine kültür katan güzel insanlar. Gerek burjuvalık tescil belgesi için, gerek vergi muafiyetinin tatlı yönlerini keşfetmek açısından haldır haldır sanata yatırım yapıyorlar.
Cici Kapitalizim herşeyi meşrulaştırdığından mıdır nedir, sanat da tıpkı masa gibi bir şeydir şimdi. Hatta masanın ötesinde bono gibi, hisse senedi gibi bir yatırım aracıdır. Sanat borsası diye birşey varsa, bütün sanat eserlerinin de bir parasal değeri olmalıdır.
Sistem şöyle çalışıyor : Sanatçı ürün yapıyor. Zengin de, ya kendi girişimiyle ya da komisyoncular, galeriler, menajerler ve küratörlerden oluşan bir ekibin hizmetinden yararlanarak sanata yatırım yapıyor, sayısız sanat ürününü depolarda istiflemeyi sürdürüyor. Başka da bir şey yok aslında bu hikayede.
.
Burada durumu biraz karikatürize ettik. Tabi ki sermaye sahibi, satın aldığı ürünü görmeye gerek duymuyor bir noktadan sonra..
.
.
ARTXPRESS sadece vitrinden oluşan bir sanat galerisi. Kasada satılan ürünler anında paketlenip sahiplerine teslim ediliyor. Yerlerine de depodan hemen yeni ürünler koyuluyor. Eski moda galerilerde olduğu gibi eseri teslim almak için serginin sonuna kadar beklemek yok. Şip ve şak. Ayrıca her semte farklı bir şube açılabilir. Vitrindeki sanat ürünlerinin niteliği elbette semt nüfusunun ekonomik özetine göre belirlenmelidir. Mesela hiç Nişantaşı ile Çekmeköy bir olur mu? Şaka şaka, asla bir Çekmeköy şubesi açılmayacak.
.
Not: Yazıyı kaleme aldıktan sonra yaptığım geç araştırma sonucu artxpress isimli bir kurumun var olduğunu öğrendim. Burada geçen isimle bir ilgisi bulunmuyor, bilginize.