Hele hele. Toplumların yeniyi kabullenmesi zaman alıyor. Yeninin, gerçek anlamda önceki zamanlardakinden farklı olanın öncüleri, bu talihsiz liderliklerinin bedelini çoğu zaman derdini anlatamamanın, bu sebeple içine düştükleri ayrıksı yalnızlığın, belirsizliklerle ve şımarıkça kendisini gösterip kaybolan ümitlerle dolu kuyusunda ömür tüketerek ödüyorlar. Bu tabi onların sorunu.
Toplum yeniyi kabul etmekte ne kadar ağırsa, kabul ettiği yeniyi geleneğe dönüştükten sonra terk etmekte de o denli zorlanıyor. Bu geleneğe bağlı olma hali, aslında sadakatten ziyade bir saplantı olarak addedilmeli.
Yeniyi kabul etmek bir uçurumdan atlamak kadar zor, yeninin dönüştüğü geleneği aşabilmek de düşerken tutunma şansı bulduğu o ağaç dalından ellerini bırakmak kadar imkansız. Bir parmak çözülse diğerleri daha sıkı tutuyor.
Eğretilemenin sonu.
Geleneği terk etme aşamasında bir kez daha form değiştiren “yeni” bu noktada bir tabuya dönüşüyor. Yani; yeni gelen yenilerin yeni yeniliği ile eski yeninin içine doğmuş, ona bağlanmış olanların bir arada bilmem kaçıncı kattan aşağı indikleri gergin bir asansör yolculuğu.
Yeni yeni, eski yeninin yerini alacaktır. Komik olan; eski yeniler, geleneğin savunucuları, bunun olacağını bilirler ve korku duyarlar. Oysa yeninin liderlerinin bu konudaki derin ümitsizliklerinden haberdar olsalar belki geleneklerini savunmak için kıllarını dahi kıpırdatmazlardı. Öte yandan gelenek savunulmasaydı yeniler ümitsizliğe kapılmazlardı. Bu basit a, b ilişkisi yaşamda ne çok yerde mevcut, özneler değişse bile.
Karşı Koyma Senin de Hoşuna Gidecek
Yeninin kabul görmesi gerçekten çok basit işleyen bir olgunun varlığına bağlıdır.
İstikrar.
Söz konusu devrim ne olursa olsun, onun habercisi olan eylemleri tutarlı bir şekilde sürdürmek, önce kitlenin sonra toplumun kabulü için kafidir. Bu sürecin ne kadar zaman alacağı ise yeninin gelmesiyle geçersiz kalacak eskinin toplum tarafından ne denli ve ne vakittir benimsendiğine bağlıdır. Bir diğer parametre ise aşikar ki; yeninin liderlerindeki metanet ve istikrar kabiliyeti.
Bu yukarıda anlatmaya çalıştığım tarihsel devinim tespitinin içerisinde yıkılması, yok olması lazım gelir diye düşündüğüm iki gelenek mevcuk. Henüz yerlerine ne koyabileceğimizi tahayyül edemediğimden, büyük ihtimalle yazının sonunda bu gelenekleri birer tabuya dönüştürecek güçte laflar etmiş olamayacağım. Fakat yine de bir kenarda dursun, ileride olaylar gelişirse demedi demeyin diye diyorum.
Başarı. Ne güzel şey. Peki bireyin ya da kurumun (Artık kitlelerin başarısı fikri çok şaibeli durduğu için ona değinmiyorum.) başarısı neyle ölçülür? Bence başarı diye sikimtrak bir kavramı telaffuz ediyorsak, başarının en temel bileşeninin çoğunluk tarafından kabul görmek olduğunu delikanlı gibi söyleyebilmeliyiz. Tepeden inme olmamak kaydıyla; para, şöhret, vesaire. Hepsinin yolu bundan geçiyor. (Evinde kendi imkanlarıyla başarılı olan herkese kucak dolusu sevgiler.)
Bahsedeceğim iki gelenekten ilki başarı değil tabi. Ben az evvel konusunu açmış olduğum “İstikrar” mevzuundan, yani başarıya giden yola giden yoldan söz etmek istiyorum. Hani toplum nezdinde kabul görmek gerekiyordu ya; hani toplumun benimsemesi için de uzun ya da kısa kollu bir istikrar gömleği. Aha işte, benim gibi “Abi başarı ne yeaa.” diye gezinen bir çoğunuzun bile, mal gibi tuzağına düştüğü bir tabudur istikrar. Tahminimden de genç olanlar için kelimeyi kısaca açıklıyorum; İstikrar : Bir şeyi suyu çıksa da, içi geçse de yapmaya devam etme hali.
Bildik anlamda bir başarının peşinde olmasam bile, yaptığım işlerin hayalimdeki değişime katkıda bulunabilmesi için ben de tutarlı davranmaya, başladığım şeyi yarım bırakmamaya özen gösteriyorum. (İsmim Maykıl.)
Ne hazindir ki; mevcut sisteme götümle gülüyor olmakla beraber, giriştiğim her işin bir süre sonra yerleşikleşme eğilimi gösterdiğini gözlemliyorum. Bu eğilim öyle adı konamaz güçler tarafından güdümleniyor ki, bu güçleri eksiksiz olarak listelemek benim açımdan imkansız. Ama temel olarak kitleyle paylaştığınız herhangi bir şey beğeni gördüyse, devamının gelmesi mutlaka talep edilen bir şey olacaktır. Bu talep, kitlenin kendi bütünlüklü şarjından bihaber biçimde beğenilen objenin yaratıcısına verdiği bir ödül olarak da görülebilir. (Çok koptuk değil mi, ben kopmadım da sizin kafa biraz daraldıysa penguenlerden bahsedebiliriz.) Ama bana göre söz konusu talep, biraz freudvari bir şüphecilikle bakıldığında; güzel bir sevişmenin hemen ardından size “Hep benim ol, hep beni sev, sakın bir yere gitme!” diyen ve fakat on dakika içerisinde bu ölçüsüz isteklerini hiç var olmamışcasına imha edecek olan partnerinizin hülyalı tavırlarına denk düşüyor. Bu noktada amacınızın ne olduğu çok önemli bir etken. Misalden gidelim, meseleniz sevgiliyi size hayran bırakmaksa on dakikalık sarhoşluk geçmeden yeniden sevişmeye başlayabilirsiniz. Yani eğer planladığınız bir eylemi, sadece ilgi ve sevgi gördü diye öngördüğünüzden daha uzun bir süre devam ettirme motivasyonunuz varsa, lütfen her şeyden önce lavaboya koşup yüzünüzü yıkayın. Cümle kurmak çok hoşuma gittiği için sonsuza kadar uzayabilir bu paragraf, şimdi anladığınız kadarıyla devam etmek için tıklayın.
Öyle ya da böyle sistem karşıtı ayaklara düşüp onu kenarından köşesinden yıpratarak değiştirmeye çalışırken bu yolda “İstikrar”ı düstur edindiyseniz aslında er ya da geç elinize alacağınız şey, sistemin şeyi olacaktır.
Fiziksel olarak bir yapının içinde iseniz, bu yapının içinde özerk bir dış yaratmanız mümkün olabilir mi? Mümkünse, bu dışın tek başına bir anlamı olabilir mi? Koca bir hacmin içerisinde minik minik dışlar yaratarak özgürleşebilir miyiz yoksa? Anne.
Malesef hayır. Sistem otelinin sınırları içinde bir müştemilat bile inşa edemeyeceksiniz. Peki o sistemin içinden sistemi şey etme efsanesine ne oldu? Bunu söyleyenin neden artık ağzına vurur olduk? Çünkü artık bu sistemin yok olacağına dair hiç bir ümidimiz kalmadı. Elimizde dilekçesini bile yazmaya yeltenmediğimiz şikayetlerden başka bir şey yok. Hiç mesele değil. Sonuçta her birinizin maksimum 50 yılı var hayatta. Sistem mistem diye gerilmenin lüzumu da yok bu bağlamda. Yine de gerilecekler için ben yazmaya devam ediyorum.
(İstikrarla ilgili sıkıntım elbette çevremin, ailemin, ilkokul öğretmenimin ve kız arkadaşımın varsayılan başarı beklentisini benimseyemeyişimden kaynaklanıyor. Yazımı bu denklemi temize çıkarmak için yazdım, teşekkür ederim.)
Sanatsal üretimin ve endüstriyel seri imalatın son yüz yıllık seyrine bakınca ivmesi artarak işleyen bir döngü görüyorum. Yeninin eskiyle her geçen gün daha büyük bir hızla yer değiştirerek kamunun gerçeği haline geldiği bu döngü beni biraz düşündürüyor. Aslında bu durumdan zevk aldığımı söylemeliyim. Filmin sonuna yaklaşıyormuş gibi hissetmemi sağlıyor hız.
Yazış tabi de.
Konuyu, alt başlıklarını bağlama işlemeksizin irdeleyelim.
Cemiyet Hayatı ve Yeninin Değiştokuşu
Diğerlerinde de vuku bulduğu gibi benim bulunduğum sosyetede de bir takım jargon devrimleri olur, bir takım müziklere topluca yakınlaşılır, kimi beğeniler öne çıkar. Sonra bizimkinde son demlerini yaşarken bir diğer sosyetenin insanları bunlardan haberdar olmaya başlar. Fakat mevzuyu her zaman yarım yamalak anlayacaklardır. Bu, derin sulardan yola çıkıp yüzeye doğru yükselen bir hava baloncuğu gibidir. Yüzeye yok olmak için çıkar.
Neyse işte romansa bir son verirsek, iki kitlenin bu örnekteki ilişkisinden bütün dünyanın tümüne dağılan kültürel bir değiştokuş mevcut. Yeninin değiştokuşu. Yeni nedir peki, hehehe.
Başkasının Yenisini Dikizlemek
Misal, Türk modern resmi yüz yıl önce Avrupa’ya gönderilen askerlerin dönüp burada yaptıkları empresyonizm / kübizm esanslı tablolarla başlar ki; etkilendikleri avrupa sanatı hem bahsi geçen akımları geride bırakmak üzeredir, hem de geldikleri noktaya 700 yıllık sürekli bir ortak geçmişin ardından erişmişlerdir. Bu arka plana sahip olmadan sürece eklemlenen sanatçılar ne yazık ki gördükleri yeni sanatı kendi yaratıcılıklarıyla birlikte yeniden ele almak yerine, onu en iyi şekilde taklit etmeye odaklandılar. Çünkü sadece askerdiler ve bu kabızlık hiç iyi olmadı. Başkasının yenisiyle gerdeğe girilemedi.
Yeni artık bir markaya, bir ambalaja dönüştü. Onu almalı, üretmeli ve takdir etmeliyiz. Ama yeniyi tespit etmenin güçlüğüyle nasıl baş edebiliriz? Yeninin var olmak için istikrara duyduğu ihtiyacın karşısında istikrar, insan üzerindeki saygı uyandıran etkisini geçiciliği temsil eden yenilik histerisine borçlu gibi görünüyor.
Kültürel alışkanlıklar sürekli yeninin devrimiyle çalkalanırken bazı kurumların temel yapılarını pek bozmadan istikrarlı varoluşlarını sürdürüyorlar. Respekt. Yaşam eğlenilecek, bu kurumlar evlenilecek kadındır.




