Erkin Gören

  • Olaylar
  • Resim
  • İllüstrasyon
  • Çizgi
  • Müzik
  • Yazı
  • Atölye

Kalabalık orası… İnsanlar, hayvanlar ve yabâni otlar var. Aydınlık ayrı, karanlık ayrı bir kalabalık yaratıyor. Gökyüzü ayrı, çimenlerle kaplı topraklar ayrı kalabalık. Yüzüme bak: ağzımda ayrı, gözlerimde ayrı kalabalık var. Ticarethânelerle dolu sokaklarda içine kimseyi almadan yürüyen bir çocuk… Bir çocuk; nasıl olur da kimseye yer vermez içinde?!.. Annem, babam, en yakın dostlarım; her daim dışımda gezindiler. Bir türlü birbirimizin içinde toplanamadık. Günler hep aynı yalnızlıkla doldu. Kokularımızı, eğlenmek için toplandığımız evlere bıraktık. Köpekler gibiydik köşelerimizde birilerinin bizi bulmasını beklerken. “Yağmur neden sadece bizi ıslatıyor?” der gibiydik. Şimdi, içeride, salonda yemek yiyen o iki yaşlı insanın bir üretmesi olarak ben; beynimde uçuşan şişko reklam tablelalarıyla, az evvel mideme inen pırasa çorbasıyla, uyku mu, dinginlik mi, körlük mü aradığı belli olmayan 4 numara miyop gözlerimle; koskoca bir soru işâreti gibi hissetmekteyim kendimi. Cümlesi olmayan bir soru işâreti. Kirvesi olmayan sünnet çocuğu gibi bir şey değil bu. Hüzünlü, üzücü bir şey değil. Fakat kedisi olmayan gülüşe de benzemiyor. Yokluğun, daha doğrusu eksikliğin uyandırdığı o neşeli durumlardan değil yâni. Yazmasam, çizmesem, etmesem geberecekmişim gibi geliyor çoğu zaman. Sanki bir boşluk mevcut halihazırda ve ben ömrüm boyunca bu hırto boşluğun, kendisini boşluk gibi hissetmemesini sağlamakla yükümlüyüm. Onu unutmakla, köşeye atmakla, asla kurtulamayacağımı anlamakla ve sabaha dek ağlamakla…