• MySQL server version: 5.0.67.d7-ourdelta-log collapsPage options: Array ( [title] => Görsel [sortOrder] => ASC [sort] => menuOrder [defaultExpand] => [expand] => 4 [depth] => 1 [inExcludePage] => include [linkToPage] => [inExcludePages] => 2622 [showPosts] => 1 [animate] => 1 [postTitleLength] => [useCookies] => 1 [debug] => 1 [customExpand] => [customCollapse] => [expandWidget] => ) PAGE QUERY: SELECT wp_posts.ID, wp_posts.post_parent, wp_posts.post_title, wp_posts.post_name, date(wp_posts.post_date) as 'date' FROM wp_posts WHERE wp_posts.post_status='publish' AND post_name NOT IN ('') AND wp_posts.post_type='page' ORDER BY wp_posts.menu_order ASC PAGE QUERY RESULTS Array ( [0] => stdClass Object ( [ID] => 3751 [post_parent] => 3680 [post_title] => AlbumsAlbümler [post_name] => albumler [date] => 2010-03-13 ) [1] => stdClass Object ( [ID] => 2385 [post_parent] => 2622 [post_title] => ResimPaintings [post_name] => resim [date] => 2009-10-31 ) [2] => stdClass Object ( [ID] => 3733 [post_parent] => 3680 [post_title] => Single TracksTek Şarkılar [post_name] => single-tracks [date] => 2010-03-13 ) [3] => stdClass Object ( [ID] => 3504 [post_parent] => 2647 [post_title] => Art UnlimitedArt Unlimited [post_name] => art-unlimited [date] => 2010-02-13 ) [4] => stdClass Object ( [ID] => 3680 [post_parent] => 2642 [post_title] => Erkin GörenErkin Gören [post_name] => soloalbums [date] => 2010-03-07 ) [5] => stdClass Object ( [ID] => 1151 [post_parent] => 2647 [post_title] => Bianet Bianet [post_name] => bianet-rop-bawer-cakir [date] => 2009-08-14 ) [6] => stdClass Object ( [ID] => 2305 [post_parent] => 2622 [post_title] => İllüstrasyonIllustration [post_name] => illustrasyon [date] => 2009-11-01 ) [7] => stdClass Object ( [ID] => 3671 [post_parent] => 2642 [post_title] => KupkaKupka [post_name] => kupka [date] => 2010-03-07 ) [8] => stdClass Object ( [ID] => 1141 [post_parent] => 2647 [post_title] => RadikalRadikal [post_name] => radikal-2009 [date] => 2009-08-14 ) [9] => stdClass Object ( [ID] => 2237 [post_parent] => 2622 [post_title] => ÇizgiDrawings [post_name] => cizimler [date] => 2009-10-31 ) [10] => stdClass Object ( [ID] => 3679 [post_parent] => 2642 [post_title] => AnadolAnadol [post_name] => anadol [date] => 2010-03-07 ) [11] => stdClass Object ( [ID] => 1128 [post_parent] => 2647 [post_title] => Bant Dergisi Bant Magazine [post_name] => bant-dergisi-rop-ekin-sanac [date] => 2009-08-14 ) [12] => stdClass Object ( [ID] => 2345 [post_parent] => 2622 [post_title] => SuluboyaWatercolor [post_name] => suluboya [date] => 2009-10-31 ) [13] => stdClass Object ( [ID] => 1137 [post_parent] => 2647 [post_title] => Artist Actual Artist Actual Mag. [post_name] => artist-actual [date] => 2009-08-14 ) [14] => stdClass Object ( [ID] => 2628 [post_parent] => 2622 [post_title] => SerilerSeries [post_name] => seriler [date] => 2009-11-12 ) [15] => stdClass Object ( [ID] => 1148 [post_parent] => 2647 [post_title] => Marie Claire Marie Claire [post_name] => marie-claire [date] => 2009-08-14 ) [16] => stdClass Object ( [ID] => 1144 [post_parent] => 2647 [post_title] => Whop Dergi Whop Magazine [post_name] => whop-dergi-rop-naz-yilmaz [date] => 2009-08-14 ) [17] => stdClass Object ( [ID] => 1134 [post_parent] => 2647 [post_title] => Boo Dergi Boo Magazine [post_name] => boo-dergi-2008 [date] => 2009-08-14 ) [18] => stdClass Object ( [ID] => 2622 [post_parent] => 0 [post_title] => GörselVisual [post_name] => gorsel [date] => 2009-11-12 ) [19] => stdClass Object ( [ID] => 2642 [post_parent] => 0 [post_title] => MüzikMusic [post_name] => muzik [date] => 2009-11-12 ) [20] => stdClass Object ( [ID] => 2666 [post_parent] => 0 [post_title] => YazıArticles [post_name] => yazi [date] => 2009-11-12 ) [21] => stdClass Object ( [ID] => 3113 [post_parent] => 0 [post_title] => AtölyeStudio [post_name] => atolye [date] => 2010-01-05 ) [22] => stdClass Object ( [ID] => 128 [post_parent] => 0 [post_title] => ÖzgeçmişCv [post_name] => cv [date] => 2009-08-04 ) [23] => stdClass Object ( [ID] => 2564 [post_parent] => 0 [post_title] => BağlantılarLinks [post_name] => links [date] => 2009-11-04 ) [24] => stdClass Object ( [ID] => 769 [post_parent] => 0 [post_title] => İletişimContact [post_name] => contact [date] => 2009-08-10 ) [25] => stdClass Object ( [ID] => 2647 [post_parent] => 0 [post_title] => RöportajlarInterviews [post_name] => roportajlar [date] => 2009-11-12 ) ) AUTOEXPAND Array ( [0] => whop-dergi-rop-naz-yilmaz [1] => roportajlar )
  • Görsel

Whop Dergi

(Röp: Naz Yılmaz)

Atölye Onbir’den Salzburg Sanat Akademisi’ne, Horaley’den Mulayim Taarruz’a illüstratör, ressam, eğitmen ve hatta müzisyen Erkin Gören’le ayaküstü değil baya oturaklı bir sohbet yaptık. Yeri geldi Türkiye’yi bir yana dünyayı öbür yana aldık. Daha sonra oturduk Erkin’e ve işlerine baktık. Bizce güzel ve samimi bir sohbet oldu. Bunu sizinle paylaşmayı bir görev değil keyif olarak görüyoruz. Çünkü keyifli, keyfi seven insanlarız ve daha da önemlisi biz de Erkin gibi burada biraz hareket istiyoruz!

Atölye Onbir nasıl kuruldu?

Ben aslında Atölye Onbir’in şu anki yerinde ders vermeye kuruluşundan önce başlamıştım. Daha sonra uzun süredir arkadaşım olan Sevil’le bu işi beraber sürdürmeye karar verdik. Ben illüstrasyon dersleri veriyorum. Sevil de güzel sanatlara hazırlık dersleri veriyor. Serbest resim bölümünün de açılmasıyla 3 ayrı kolda ders vermeye başladık.

Sanat eğitimi hakkında ne düşünüyorsun?

Akademik bazda düşündüğümüzde, akademinin bir ekolü, bir çerçevesi var. Fırça vuruşundan, kalem tutuşuna o çerçeve dahilinde bir eğitim veriliyor. Yani her şey belli kurallar çerçevesinde…

Bunların bilinmesi gereken kurallar olduğunu mu düşünüyorsun?

Eğitim süresince bir şeyler öğreniyor ve onları unutuyorsun. Çünkü sonuçta idraka dönüşmemiş bir bilgi senin sanatsal üretiminde bir işe yaramıyor. Kitaplardan okuduğun, oradan buradan edindiğin bilgileri içselleştirmeden üretime geçemezsin.

Ama sonuç olarak atölyede de Netron’da da özellikle insanlara verdiğim her türlü bilginin paralel bir evrende geçersiz olduğunu, farklı bir bakış açısıyla değişebileceğini vurgulayarak, insanların vizyonlarını açık tutmaya çalışıyorum.

İdrak ettikten sonra yıkabilsinler diye yaptığın bir şey bu sanırım…

Evet. Ya da o bilgiyi edinemiyor diyelim. O tonlamayı ya da gölgelendirmeyi yapamıyor… Bunu kendine dert etmesin ve kendini sırf bu yüzden yeteneksiz hissetmesin diye yapıyorum. Çünkü hiçbir şeye bakmaz bu iş. Her şey olabilir.

O zaman bu eğitim, senin gözünde, daha çok bir kendini keşfetme süreci mi? Yapabileceklerini ve yapman gerekenleri fark etmek gibi…

Aynen öyle… Onu ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Ben de insanlara bakarken farklı şeyler öğreniyorum. Yani bu süreç benim için de -diğer birçok etkenden az da olsa- bir gelişim süreci. Biraz negatif etkileri de var. Haftada yaklaşık 55-60 saat ders anlatan bir insan oluyorum. O kafayla da biraz değişik oluyorum tabi ki. Biraz fazla analitik…

Katıldığın workshop’ların senin ve üretimin üzerindeki etkisi nedir?

Salzburg’da bir workshop a katıldım. Gümüşlük akademisinde de bir tane oldu. Ama hiçbirinden yeni bir mekan tanımak dışında bir şey aldığımı düşünmüyorum. Hocalar da genelde, bu işe yeterince araştırmacı gözle bakmıyorlardı. Oysa çok da yeni şeyler keşfedilebilir. Ben buralarda da yabancılaşmışlığımı korumaya devam ettim. Bana kattığı bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Salzburg demişken… Mimar Sinan’dan sonra yurtdışında gördüğün eğitim nasıldı? Sonuçta farklı bir kültürün içinde eğitmenlerin olaylara ve konulara bakış açısı çok farklı olsa gerek. Burası ve orası hakkında bir karşılaştırma yapmanı istesek ne dersin?

Yani onlar en azından bir “feel the liberty”, “free your mind” kafasına geçmişler. Onlar hiçbir şey bilemeyeceklerini fark edip olayı bırakmışlar. Burada hala bir şey bilinebilir, bir şey öğretilebilir yaklaşımı var. İki taraf da sağlıklı değil bence. Eğer bir workshop yapılıyorsa, kanımca bu olayı gerçekleştiren kişi tarafından ortaya bir şey koyulmalı. Orada kendimi bir tarafa bırakıp, bazı dış faktörleri de göz önünde bulundurup çalışma yapabilirim. Ama yine normalde yaptığım şeyi yaptım.

Pek bir şey kattığını düşünmüyorsun o zaman…

Evet. Hatta aksine ben orada araştırma yapmaya çalışırken hocalar bana gelip “Sen bunları yapma, sen başyapıt yap. Sergi yapacağız, satarsın.” dediler. Ben de son gün 5 tane tuval aldım. Onları yaptım ve sattım.

Peki buradaki hocalarında öyle bir yaklaşım gördün mü? Yani daha kapitalist bir sanat anlayışı. Yap sat yaklaşımı.

Valla bizim okul pek öyle değildi. Daha romantik bir sanat ortamı vardı. Ben en özgür olabileceğim yere, kimsenin karışmadığı bir atölyeye geçtim. Yani benim için Mimar Sinan da sadece bir atölye ortamı oldu diyebilirim. Romantik derken aslında şunu kast ediyorum. Dış dünyada başka bir şey var. Okuldan çıktığında küratörlerden koleksiyonerlere bambaşka bir sektör söz konusu. Çıkınca herkes sudan çıkmış balığa dönüyor.

O zaman Salzburg’daki hocanın yaklaşımı gerçekçi bir yaklaşım…

Çok gerçekçi ama bir yandan da çirkin bir şey. Piyasayı ve metalaştırmayı peşinen kabul edip, ona göre davranmak…

Ne olursa olsun sanatın kapitalleştirildiği bir toplumda, yaptığın iş dolayısıyla bu camianın bir parçasısın. Içinden biri olarak bu düzeni nasıl görüyorsun?

Bu camianın bir parçası değilim aslında. İçinde çok bulundum. Çok şey gördüm. Her türlü piyasada olduğu gibi burada da işler yüzde 99 kişisel ilişkilerle ilerliyor. Ve o ilişkileri kurmadığın takdirde varlık gösteremiyorsun. Ben o ilişkiler doğal olmadığı sürece kurmuyorum. O yüzden piyasada da hiç olmadım.

Resim satıyor musun?

Öyle çok büyük satışlar hiçbir zaman yapmadım. Resim satarak para kazanmak bana güzel gelmiyor. Resimlere bağlı olduğumdan falan değil. Aksine resmin bir değeri yok. Parayla karşılaştırılabilecek bir şey değil. Resimlerin satış sürecinin bana zarar verdiğini düşündüğüm için de gittikçe o süreçte bulunmak istemediğimi hissediyorum.

Biraz illüstrasyondan bahsedelim… Türkiye’de illüstrasyonun doğru algılandığını düşünüyor musun. Olması gereken yerde mi?

İllüstrasyon, grafik ve görsel sanatların oluşturduğu piyasa baktığımızda, işin üretim kısmıyla ilgilenen insanların hiçbiri hak ettiklerini alamıyor. Bizim ülkemizde görsel kültür çok zayıf. Yurtdışına bakarsak, rönesansı yaşamış bir toplumdan bahsediyoruz. Bir müzeye girdiğimizde 4-5 yaşlarındaki bir çocuğun Rembrandt’ın önünde eskiz yaptığını görüyoruz. 5 yaşında onunla karşılaşmış bir çocuk, 45 yaşında parası olduğunda elbette resim almak isteyecektir. Burada hiçbir şey yok. Zamanında bunun için bir proje yapmıştım. Belli sanatçı grupları oluşturup, onları çeşitli okullara göndererek, okul koridorlarında öğrencilerin boylarına göre hazırlanmış bir sergi ve bir iki günlük bir workshop yapmak. Ama önüme çıkan bürokratik engeller yüzünden bunu gerçekleştiremedim. Eğitimle alakalı çabalarımın temelinde de aslında böyle bir amaç yatıyor.

Yıldız teknik üniversitesi’nde hazırlanan Partake sergisinde yaşadığın tatsız bir olay olmuş. Bize ondan bahsedebilir misin biraz?

Ben oraya bir saatlik bir çizim performansı için gittim. 2 metrelik bir kağıda aklıma gelen bir şeyi çizdim. Ertesi gün resmin üzerine bir not yapıştırmışlar. Başka bir resme de zarar vermişler. Işte “bu resmi yapanın taa..” gibilerinden. Sergiyi düzenleyenler de korkup resmi kaldırmışlar. Otosansür durumu var ve bu beni benden ediyor. Ortada fol yok yumurta yok, kendi kendine saklanıyorsun, mücadele etmiyorsun. Mücadele derken bu hareketi yapan adamla bir iletişim kurmaktan bahsediyorum. Bunu kurabilmek için de ben tekrar oraya aynı boyutta bir kağıt astım ve üzerine de notu yapıştırdım. Bir cevap gelmese de öyle duruyor.

İnternet üzerinden Horaley isimli bir görsel seçki yayınlıyorsun. Her ay farklı bir bağlamda işler geliyor. Peki bu bağlamları neye göre seçiyorsun? Gündeme göre değişen şeyler mi bunlar yoksa sadece senin kişisel seçimlerin mi?

Gündem takibi oluyor tabi ki. Ama bunu alenen yapmıyorum. Hatta birkaç sayı önce “gündemin kastı” diye bir bağlamımız vardı. Medyadaki gündemin aslında ne demek istediğine dair bir sorgulama. Çünkü bizim önümüze sunulan gündemle bilmemiz gerekenler ve ya üzerinde vakit geçirmemiz gerekenler çok farklı. Bağlamları seçerken birazcık biriktiriyorum, bazen hiçbirini kullanmıyorum. Bağlam dediğimiz ne kadar bağlar ki zaten… Bağlamak istediğin kadar bağlar.

Mulayim Taarruz’dan da biraz bahsedebilir misin?

Mulayim Taarruz çok acılı bir proje aslında. Talihsiz organizasyon da diyoruz. Biz 2003 yılında, Galerist’te 20-25 kişilik bir sergi yaptık. Sonra ikincisini yapmaya çalıştık. 5 tane sanatçı galeri içerisinde farklı odalarda yaşayacak bir yandan da sergileneceklerdi. Ama galeri sahibinin oglu Malezya’dan gelmiş, orada kalacakmış gibi zırvalardan o sergiyi gerçekleştiremedik ve o süreçte Mulayim Taarruz’u başlattık. Güzel bir şey oldu. Içerisinde 60-70 tane sanatçı, 2000’e yakın iş var. Baya sakin şu an pek hareket yok çünkü teknik altyapısı yetersiz ama orada öyle bir data oluştu. Yine siteye ismini veren Ali Miharbi ile görüşüyoruz toplantılar yapıyoruz. Yeni bir sanat ortamı kurgulamak için uğraşıyoruz.

Son olarak yeni projen Ferse’den konuşalım biraz istersen. Ne kadar görsel sanatlara yoğunlaşmış bir sohbet yapmış olsak da bunu edebiyatla kapamak ilginç olabilir.

Ferse bir edebiyat ve yazın seçkisi. Bizim nesil, yani 80’lerin “X Generation” denen hikayesi… Biz bazı değerlerin içini boşalttık. Değiştirdik. Çok fazla sorguladık. Tiyatro, şiir mesela… Elimizde “sarcasm” gibi bir silah var. Bu değerlerle dalga geçtik. Sonra da bunlar bizi etkilememeye başladı. Ben bunu biraz da yozlaşma olarak görüyorum. Ben boşalttım mesela… Aşkı, sevgiyi, ilişkiyi, aileyi… Hatta boşaltmadım zaten hepsinin boş olduğunu fark ettim. Ama aslında içlerine tekrar bir şeyler koyulabilir. Biz onları yeniden tanımlamaya çalışıyoruz. Bu süreçte o alışageldik, klasik şiir ve manzum yazı kuramlarını kıran bazı eserler gördüm. Kendilerini kasmadan yazabilen bir sürü insan var. Onları bir araya getirmeye çalışıyorum ama promosyonuyla çok uğraşamadım son zamanlarda. Yeterli iş toplanınca bir şey çıkacak. Ve bu seçkiyi Arka Oda, Deform Müzik gibi ulaşılabilir ortamlara bırakacağım. Bir şey olsun. Hareket olsun. Bütün mesele bir hareket yaratmak.

Öyle mi? Diğer bütün çalışmalarının amacı da bu mu?

Öyle. Hiç hareket olmuyor! Doğru hareket olmuyor benim adıma. Gerçi bir sürü güzel şey yapan insanlar var… Hafriyat falan gibi mesela. Bir çok alternatif oluşuma yer veriyorlar. Seviyoruz onları. Selamlar!

  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Digg
  • Tumblr